| |
|
ÇALIŞMA
ALANLARIMIZ |
| |
|
MENTAL RETARDASYON
OTİZM
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
MOTOR MENTAL RETARDASYON
SEREBRAL PALSY
DOWN SENDROMU
DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI
İŞİTME KAYBI
ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ
DAVRANIŞ PROBLEMLERİ
SOSYAL UYUM PROBLEMLERİ
ENGELLİ ÇOCUĞA SAHİP AİLELERİN EĞİTİMİ VE DANIŞMANLIĞI
MİKROSEFALİ - HİDROSEFALİ
ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ |
|
| |
Mental Retardasyon(zihinsel
gerilik)
Mental reterdasyon doğumdan önce embriyonun gelişiminde, doğum
sırasında yada doğum sonrasında çeşitli nedenlerle merkezi sinir
sisteminin etkilenerek çocuğun fiziksel, bilişsel, sosyal ve
duygusal gelişim alanlarında kalıcı bir duraklama yada gerileme
sonucu yaşıtlarından gerilik oluşturan durumdur. Çocuğun
işlevselliği ortalamanın önemli ölçüde gerisinde olabilir.
Yıllardan beri zihinsel özürlülüğün çok farklı tanımlamaları
yapılmıştır. Bunun nedeni zihinsel özürlülüğün birçok farklı
disiplinleri yakından ilgilendirmesidir. Bu nedenle bu durum
farklı yönlerden ele alınmış ve değişik tanımlamalar
yapılmıştır. Konu ile ilgili en son tanımlama ise Amerikan
Zihinsel Özürlülük Birliği (1992) tarafından yapılmıştır. Bu
tanımlamaya göre zihinsel özürlülük; gelişim sürecinde ortaya
çıkan, uyumsal davranışlardaki yetersizlik ile karakterize,
genel zeka fonksiyonlarında önemli derecede ortalamanın altında
olma durumudur.Tanı konabilmesi için: Aşağıda sayılan alanlardan
en az ikisinde o sırada ki uyum işlevinde eş zamanlı
yetersizlikler yada bozukluklar olması gerekmektedir.
• İletişim
• Kendine bakım
• Ev yaşamı
• İş
• Toplumsal ve kişisel arası beceriler
• Toplumun sağladığı olanakları kullanma
• Kendi kendini yönetip yönlendirme
• Okulla ilgili işlevsel beceriler
• Boş zamanlar
• Sağlık
• Güvenlik
Erkeklerde kızlara oranla iki kat daha sık görülmüştür. Yüksek
sosyo-ekonomik düzeye oranla, düşük sosyo-ekonomik düzeydeki
ailelerin çocuklarında hafif derecede zeka geriliği daha fazla
rastlanmaktadır. Aynı durum ileri derecede zeka geriliği olan
çocukların aileleri için geçerli değildir.
Sınır Zeka Düzeyi
Okula gidene kadar fark edilemez. Konuşma yeteneği gelişir ancak
kelime haznesi sınırlı olabilir. Mesleki becerileri kazansalar
da, alışmadık durumlarda desteğe ihtiyaç duyarlar. Davranış ve
uyum sorunu fazla görülmese de, dikkati toparlamada ve bazı
karışık akademik becerileri kavramada gecikme gözlenir.
Kaynaştırma eğitiminden yararlanabilirler.
Hafif Mental Reterdasyon
IQ puanları 70 ile 50 - 55 arasında olan çocuklardır.
Eğitilebilir olarak tanımlanır. Genel olarak mental
reterdasyonlu bireylerin %85'ini oluşturan bu grup ileri yaşlara
kadar fark edilemeyebilir. Okul çağında akademik çalışmalarda
çocuğun geride olduğu görülebilir. Özel eğitimle ilkokulu
bitirebilirler. Çoğu becerisini, toplumsal ve konuşma
yeteneklerini okul öncesi yıllarda kazanabilirler. Motor
becerilerde bozuklukları yoktur yada çok azdır. Toplumsal ve
mesleki yetenekleri erişkin yaşlarda gelişebilse bile, olağan
dışı alışmadıkları bir sıkıntı ile karşılaştıklarında desteğe
gereksinimleri olur. Eğer uygun destek sağlanırsa toplumsal
sıkıntı çekmeden yaşarlar. (Tüzün, 2000)
Orta Mental Reterdasyon
IQ puanları 50 - 55 ile 35 - 40 arasında olan çocuklardır.
Eğitilebilir bir grup olarak tanımlanır. Özel eğitim ile ikinci
sınıf düzeyine kadar okuma yazma veya saymayı öğrenebilirler.
Genel olarak mental reterdasyonlu bireylerin %10 unu
oluştururlar. İleri yaşlarda bazı kuralları öğrenip uygulamakta
zorluklar yaşayabilirler. Beceri istemeyen işlerde
çalışabilirler. Bakıldığında yaşam boyu denetim gerekebilir. (Tüzün,
2000)
Ağır Mental Reterdasyon
IQ puanları 35 - 40 ile 20 - 25 arasında olan çocuklardır.
Sadece temel bakım yönünden eğitilebilen bir gruptur. Genel
olarak mental reterdasyonlu bireylerin %3 - 4 ünü oluştururlar.
Genel olarak yaşam boyu başkalarının bakımına ihtiyaç duyarlar.
Bazıları konuşmayı öğrenebilirler. Okul öncesi eğitimden
yararlanabilirler. Doğum anında veya doğum sonrası ilk günlerde
fark edilebilirler. Organik etmenlerden kaynaklanır.
İleri Ağır Mental Reterdasyon
IQ puanları 20'nin altındadır. Basit yönergeler ve açıklamaları
güçlükle anlayabilirler. Nörolojik sorunları, duyu ve motor
işlev bozuklukları dolayısıyla hayat boyu yemeleri, içmeleri,
temizlikleri başkaları tarafından yaptırılır.
Mental reterdasyonun nedenlerinden en sık olanları 7 grupta
toplanabilir:
• Bulaşıcı hastalıklar ve gelişimi engelleyecek zehirlenmeler
• Yaralanma ve fiziksel etkiler
• Metabolizmada bozukluk veya beslenmede bozukluk
• Nörolojik hastalıklar, beyin işlev bozuklukları
• Gebelik döneminde ki bozukluklar
• Genetik faktörler ( Kromozom anormallikleri)
• Çevresel etmenler
Davranış ve kişilik özelliği ile bakacak olursak, sadece mental
reterdasyona bağlı davranış ve kişilik özelliği bulunamamıştır.
Bazıları sakin bir mizaca bazıları ise hareketli bir mizaca
sahip olabilirler. İletişim becerilerinde sorunlar yaşamaları
onları sinirli hareketlere itebilir. Çocuk yıkıcı ve saldırgan
hareketlerde bulunabilir.
Özellikle hafif ve orta derecedeki zeka geriliklerinde özel
eğitim önemli bir yer taşımaktadır. Çocuk alacağı özel eğitimde,
okuma yazma, basit hesaplar gibi işlemleri yapabildiği gibi,
basit işleri de öğrenebilir. Özel eğitim çocuğun toplumsal uyum
ve becerileri kazanması için şarttır.
Zihinsel Özürlü Bireyin Özellikleri
1- Motor Gelişim
Zihinsel özre sahip çocuklarda tüm diğer gelişim alanlarında
olduğu gibi motor gelişim alanında da yetersizlikler
bulunmaktadır. Motor gelişim fiziksel gelişme ve büyüme ile
bağlantılı olarak olgunlaşmaktadır. Zihinsel özürlü çocuklarda
fiziksel büyüme ve gelişme, genellikle normal akranlarının
gerisinde kalmaktadır. Bu durum, kaba ve ince motor beceriler
ile el-göz koordinasyonunu da etkilemektedir. Zihinsel özürlü
çocukların sahip olduğu zayıf kaslar ve stabil olmayan eklemler,
yaşamlarının ilk yıllarından başlayarak motor gelişime ait
basamaklara ulaşmalarında gecikmelere neden olmaktadır.
Yapılan araştırmalarda, zihinsel özürlü çocukların, sosyal
gelişimlerindeki yetersizliklerden dolayı, fiziksel aktivitelere
katılmada güçlük çektikleri yada katılımlarının zayıf olduğu; bu
durumun da çocukların motor performanslarını olumsuz yönde
etkilediği belirtilmektedir.
2 - Zihinsel Gelişim
Zihinsel özürlü bireylerin öğrenmeleri güçtür ve zaman alır.
Ayrıca yetişkin yaşta bile bazı kavramları yada becerileri
kazanmaları mümkün olmayabilir. Hafif bir zihinsel özre sahip
olsalar bile, normal akranlarının seviyesinde öğrenebilmeleri
için özel eğitim desteğine gereksinim duymaktadırlar.
Zihinsel özürlü çocukların öğrenme kapasiteleri, öğrenme
süreçlerinde (dikkat, bellek ve genelleme becerileri gibi)
yeterli ve etkili olabilmek için uygun değildir. Ancak bilgiyi
uygun şekilde toplama, etiketleme, sınıflama, hatırlama ve
kullanma yetenekleri az da olsa bulunmaktadır. Soyut kavramları,
sembolleri ve genellemeleri daha az anlayabilmektedirler.
Zihinsel özürlü çocuklar, öğrenme ve diğer aktivitelere (gerekli
zaman dilimi içerisinde) dikkatlerini odaklamada
başarısızdırlar. Dikkat süreleri kısa ve dağınıktır. Bu durum,
öğrenme aktivitesi ile ulaşılmaya çalışılan hedefe
ulaşılamamasına neden olmaktadır. Özellikle seçici dikkat ile
ilgili sorunları, dikkatlerini vermeleri gereken yere değil,
kişinin davranışlarına odaklamaları ile kendini göstermektedir.
3 - Dil Gelişimi
Yapılan araştırmalarda, zihinsel özürlü çocukların dil gelişim
düzeylerinin zeka yaşı düzeylerinden daha düşük olduğu
bulunmuştur. Ayrıca alıcı dil düzeyleri, ifade edici dil
düzeylerinden daha yüksektir. Konuşmaya genellikle yaşıtlarından
daha geç başlamaktadırlar. Dil gelişimi özrün şiddetine bağlı
olarak yavaş ilerlemektedir. Dil ve konuşma problemleri
bulunmakta, ses ve artikülasyon bozuklukları normal çocuklardan
daha sık görülmektedir.
4 - Sosyal ve Duygusal Gelişim
Zihinsel özürlü bireylerin sosyal ve kişilik özelliklerinde
tipik bazı problemler görülmektedir. Bu problemler kısmen
toplumdaki bireylerin bu çocuklara yönelik tutum ve
davranışlarıyla, kısmen de çocuğun geçmişte kendisinden beklenen
davranışları yerine getirmedeki başarısızlıklarıyla ilgilidir.
Zihinsel özürlü bireyler, kişinin topluma uyumunda önemli rol
oynayan uyumsal davranış şekilleri açısından yetersizdirler. Bu
yetersizlikleri, topluma sosyal uyumlarını güçleştirmekte,
gerekli eğitimsel ve psikolojik önlemler alınmadığı taktirde
sosyal uyumları imkansız hale gelmektedir.
Zihinsel Geriliği olan Çocuklarda Sık Görülen Davranış
Problemleri
• Kendine zarar verme: Kafasına vurma, elleri ısırma..vb ritmik
olarak ortaya çıkabildiği gibi bazı özel uyaranlara olduğunda da
gözlenebilir.
• Sterotipik Davranışlar: Çok fazla tekrarlanan motor hareketler
veya vücut pozisyonlarıdır. Sallanma, kafa sallama, parmaklara
bakma veya şıklatma, yineleyici sesler şeklinde gözlenir.
Özellikle kurum bakımında büyüyen ve ağır; zeka özrü olan
çocuklarda gözlenir.
• Saldırganlık ve Huysuzluk: Ağır zeka geriliği düzeyinde
sıklıkla görülür.
• Soyunma: Zihinsel yetersizlik yaşayan bireylerde sıklıkla
görülen bir davranış biçimidir.
• Gerginlik ve rahatsızlık ifadesi, yetersiz uyaran ortamı,
aşina olunmayan değişik bir ortam bu davranışların ortaya
çıkmasına sebep olabilir.
OTİZM
Otizm, duygusal ve sosyal ilişkilerde kısıtlılık ve zorluk,
dilin gelişiminde gecikme ve problemler, kısıtlı ilgi alanı ve
garip tekrarlayıcı davranışlarla karakterize bir hastalıktır.
Belirtilerin çeşidi ve şiddetindeki değişiklik nedeni ile bir
yelpaze hastalığıdır. Otizmin pek çok alt tipi vardır. Özellikle
atipik denilen tam otistik olmayan kişilerde tanı zor
olmaktadır.
Başlıca Belirtileri Nelerdir?
Otistiklerde duygusal ve sosyal gelişmedeki kısıtlılık ve
problemler, göz temasından kaçınma, seslenince bakmama, yüz
ifadelerinde beklenen duyguyu yakalayamama, taklide dayalı
öğrenmenin azlığı, (by-by, ce oyunu öğrenememe) arkadaş ilişkisi
geliştirememe, duygularını başkaları ile paylaşamama,
başkalarının gösterdiği duygulara karşılık verememe şeklinde
görülmektedir.
Dil gelişimindeki gecikmeler, bu çocuklar için doktora
başvurmanın temel gerekçesi olmaktadır. Otistiklerin büyük bir
kesiminde konuşma hiç gelişmezken, bir kısmında gelişmektedir.
Ancak bu, söyleneni tekrarlama, anlamsız tekrarlar, zamirleri
ters kullanma ve ses tonunun tekdüzeliği şeklindedir. En sık
karşılaşılan tekrarlayıcı davranışlar ise, kendi çevrelerinde
dönme, sallanma, parmak ucunda yürüme, el kol çırpma, dönen
eşyaya ilgi, kafa vurma ve garip el hareketleridir. Kısıtlı ve
diğer insanlara anlamsız gelen ilgi alanları söz konusudur. Bu
temel belirtilere ayrıca onların hayatını kötü etkileyen aşırı
hareketlilik, hırçınlık, uyku sorunu da sıklıkla eşlik
etmektedir.
Otizme Nasıl Tanı Konur?
Otizmin kesin tanısı için kullanılan belirli bir yöntem yoktur.
Gözleme dayanarak ve aileden alınan bilgilere göre tanı konur.
Otistik çocuklar aşağıdaki belirtileri gösterebilirler.
Belirtilerin tamamının bir çocukta görülmesi şart değildir.
Otistik çocuklar bu davranışları hafiften ağıra değişen
ölçülerde ve değişik kombinasyonlarda sergileyebilirler.
Belirtilerin bazıları zaman içinde kaybolup, bazıları da yine
zaman içinde ortaya çıkabilirler.
• İlgisizdir.
• Gereksinimlerini bir yetişkinin elini kullanarak ifade eder.
• Ekolalisi vardır. (kendisine söylenenleri papağan gibi
yineler)
• Uygunsuz gülme ve kıkırdamaları vardır.
• Göz teması yoktur veya kısıtlıdır.
• Oyunlara bir yetişkinin yardımı ve ısrarı ile katılır.
• Başka çocuklarla oynamaz.
• Hayal gücüne dayanan, yaratıcı oyunlar oynamaz.
• Tek bir konu hakkında durmadan konuşur.
• Nesneleri çevirir veya döndürür.
• Bazıları sosyal beceri gerektirmeyen faaliyetlerde çok
başarılıdır. (müzik, boz-yap oyunları gibi)
• Değişiklikten hoşlanmaz.
Otizmin Nedenleri:
Otizm genetik yatkınlık temelinde ortaya çıkar. Pek çok
çevresel, fiziksel ve kimyasal etken de rol oynar. Bu etkenler
otizmle ilgili genlerin ne düzeyde ve nasıl ifade edileceğini
belirlemektedir. Bu çevresel etkenler arasında, doğum öncesi
alınan ilaçlar, annenin gebeyken geçirdiği enfeksiyonlar, doğum
sırasında ortaya çıkan olumsuz hadiselerdir. Çevresel pekçok
etken araştırılmakla birlikte otizmin nedeni olarak ne diyet ne
de aşılar için hiçbir sağlam dayanak yoktur. Otistik çocukların
bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğu, allerjik bünyeli
oldukları ve hastalıklara sık yakalandıkları söylenmektedir.
Bugün için uzmanlar, otizmin temelde birden fazla gene bağlı bir
hastalık olduğunu düşünmektedirler. Erkek çocuklarda,
kızlardakinden 3-4 kat daha sık görülür. Bunun tam nedeni
bilinmemekle birlikte yine genetik ve hormonal etkiler söz
konusudur.
Otizmin Ağırlığını ve Seyrini Hangi Etkenler Belirler?
Zeka düzeyi en önemli etkenlerden biridir. Otistik çocukların
önemli bir kısmında zeka problemleri varken, bir kısmı normal,
az bir kısmı üstün zekalıdır. Son grupta hastalık daha hafif ve
daha iyi seyredebilir, ikinci önemli etken, konuşmaya başlama
yaşıdır. Genellikle 5 yaş dolaylarında konuşmaya başlamış
olmaları olumludur. Bunlar dışında olumlu çevre koşulları, aile
içi etkileşimin iyi olması, erken tanı ve özel eğitimin erken
başlaması önemlidir. Otizm bulguları özellikle ilerleyen yaşla
birlikte dalgalanma gösterir. Bazen kısmi düzelmeler ve
kötüleşmeler izlenir. Bazen otizm, 1-2 yaşları arasında tamamen
normal bir çocukta sonradan ortaya çıkabilir. Otizm tümüyle
düzelmez. Ama özellikle atipik formlarında iyiye gidişler
vardır.
Otizm ve Beyin İlişkisi:
Henüz tam bir kesinlik kazanmasa da araştırmacılar otizmde,
beynin değişik bölgelerinde sorunlar bulunduğunu bildiriyor.
Yapılan çalışmalar, otizme neden olan beyin anormalliğinin anne
karnında 2-6 aylar arasında ortaya çıktığını göstermektedir. Pek
çok beyin bölgesinde mikroskopik bozukluklar saptanmıştır.
Bunlar beynin değişik bölgelerinde yer aldığı için de belirtiler
çocuktan çocuğa çok değişkenlik göstermektedir.
Otizmin Çeşitleri Var mıdır?
Otizm ile ilgili birçok bozukluk, "Yaygın Gelişimsel Bozukluk"
adı altında toplanmıştır. Bu gruba giren ve otizmle benzerlik
taşıyan bazı rahatsızlıkların özellikleri aşağıda özetlenmiştir.
Otistik Bozukluk: Sosyal ilişki, iletişim ve hayali oyunlar
kurma konularındaki bozukluklar, ilk üç yaş içinde ortaya çıkar.
Basmakalıp davranışlar, ilgiler ve aktiviteler görülür.
Asperger Sendromu: Sosyal iletişimde bozukluklar, kısıtlı ilgi
alanları ve faaliyetler/ses tonları monoton ve mekanik olmakla
beraber dil gelişiminde gecikme olmaması, test edildiği zaman
ortalamadan yükseğe kadar uzanabilen zeka düzeyi bulguları ile
karakterize edilir.
Başka Şekilde Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk: Bu
tanı çocuk belli bir teşhis alamadığı, fakat pekçok alanda
gelişim bozukluğu gösterdiği zaman sözkonusudur.
Rett Sendromu: İlerleyen bir bozukluktur. Çocuk ilk yıllarda
normal bir gelişim gösterir. 1-4 yaşlarından itibaren kazandığı
pek çok beceri geriler, ellerinin amacına uygun kullanımı
giderek yerini tekrarlayan el hareketlerine bırakır. Bugüne
kadar yalnızca kız çocuklarda görülmüştür.
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE :
Son 25-30 yıldır Çocuk Psikiyatrisi kliniklerinde dikkat
eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı popülaritesini
korumaktadır. Tarihsel süreç içinde minimal beyin disfonksiyonu,
hiperkinezi hiperkinetik sendromu ve hiperaktiviteli dikkat
eksikliği sendromu gibi farklı isimlerler ele alınmış, son
sınıflama sisteminde ise dikkat eksikliği hiperaktivite
bozukluğu olarak tanımlanmıştır. DEHB tanımı ile yukarıda
sayılan tanımlar arasında belirgin farklılıkların olduğu bir
gerçektir. Günümüzde DEHB alt tipleri tarif edilerek tanısal
yaklaşım sınırları genişletilmiştir. DEHB çocuklu çağının en
önemli psikiyatrik sorunlarının başında gelir.Aileyi, okulu ve
toplumu ilgilendiren yönleriyle ve geniş anlamıyla bir eğitim ve
öğretim sorunudur. Sorunun erken teşhisinde tedaviden elde
edilen sonuçların yüz güldürücü olması hiperaktivitenin sağlık
ve eğitim alanında çalışanlar tarafından mutlak bilinmesi
gerekli konular arasında yer alması gerçeğini göstermektedir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,
• Aşırı hareketlilik,
• Dikkat eksikliği ve
• İmpulsivite
olarak sınıflandırılabilen üç temel belirti kümesinden oluşur.
Aşırı Hareketlilik (Hiperativite)
Aslında her çocuğun hareketli olması beklenir. Çocuk koşar,
düşer ve gürültü çıkararak oynar. Bunların hepsi doğal
karşılanabilir. Ancak DEHB'da ise çocuğun hareketliği aşırıdır
ve yaşıtlarıyla kıyaslandığında farklılık hemen anlaşılır.
Genellikle bu çocuklar bir motor tarafından sürülüyormuş gibi
sürekli hareket halindedirler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir
enerjileri vardır. Yükseklere tırmanır, koltuk tepelerinde
gezer, ev içinde koşuşturur ve dur sözünden anlamazlar. Sakin
bir şekilde oynamayı beceremez, bir süre sakin bir şekilde
oturamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları
kıpır kıpırdır. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa
girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini uygun
mekanlarda çalışamazlar.
Dikkat Eksikliği
Çocukta dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla
belirgin hale gelir. Okul öncesi dönemde de her şeyden çabuk
sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa
bir süre sonra onları parçalamayı tercih ederler. Okulun
başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev
yapmayı sevmez, anne/baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar.
Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın başına oturamaz,
otursalar dahi çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete gitme, su
içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Anne/babayı ders
çalışırken sürekli yanlarında isterler. Üzerine aldıkları bir
işi sürekli bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden hemen
diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı
dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa
söyledikten sonra yerine getirirler.
Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen
uyarılarla hemen dikkatleri dağılır. Ders dışı işlerle fazlaca
ilgilenir, elindeki kalem, defter ve oyuncak gibi malzemeyle
uğraşır, dersi takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle
sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar
sergileyebilirler (derste konuşma, arkadaşlarına laf atma ve
garip sesler çıkarma gibi).
Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve
yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin
sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir. Unutkandırlar.
Sınıfta sık eşya kaybetme yanında, iyi öğrendiklerini
düşündüğünüz bir bilgiyi de çabuk unutabilirler.
Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir.
Ancak bu çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma
belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek olarak özel
öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3. ve 4. sınıflarına
kadar derslerde sorun yaşamayabilirler. Çalışmadıkları ve dersi
iyi takip etmedikleri halde notları kötü olmayabilir. Derslerin
ağırlaşmasıyla birlikte başarıda ciddi düşüşler yaşanmaya
başlanır.
Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk
almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan
hoşlanmazlar.
İmpulsivite (Dürtüsellik)
Sonunu düşünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek olan
impulsivite, bu çocukların uyumlarını bozan en ciddi belirti
kümesidir. Sabırsızlıkları, sırasını beklemekte güçlük çekmeleri
ve yönergeleri dinlemeleri tipik özellikleridir. Sonuçta kendisi
ve çevresindekiler için zararlı olabilecek fevri hareketleri ve
sınır tanımadaki zorlukları davranış sorunlarının ilk
habercileri gibidir. Yaşıtlarıyla birlikte olduklarında olaylara
aşırı tepki vermeleri ve fiil ve sözle arkadaşlarını rahatsız
etmeleri nedeniyle toplum içinde istenmeyen adam ilan edilirler.
Alt Tipleri
Önceleri dikkat eksikliği hiperaktivite tablosunun aynı
yoğunlukta bulundukları düşünülürdü. Oysa şimdi DEHB'nun farklı
alt tipleri tariflenerek tanısal yaklaşımlar yeniden
düzenlenmiştir.
Bileşik Tip
Klasik anlamda DEHB dendiğinde anlaşılan bileşik tiptir.
Dikkat eksikliği belirtilerinin yanında hiperaktivite
belirtileri de bulunmaktadır.
Hiperaktivite ve İmpulsivitenin Önde Geldiği Tip
Hiperaktivite ve impulsivite belirtileri belirgin iken eksikliği
belirtileri daha az gözlenir. Genellikle ders başarıları kötü
değildir, ancak bulundukları ortamda hiperakitvite ve
impulsiviteleri nedeniyle uyum sorunu yaşarlar.
Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip
Dikkat eksikliği belirtileri belirgin iken hiperakitvite ve
impulsivite belirtileri daha az gözlenir. Genellikle ders
başarıları iyi değildir, ancak hiperakitvite ve impulsiviteleri
belirgin olmadığından uyum sorunu yaşamazlar.
Görülme Yaşı, Cinsler Arası Fark ve Görülme Sıklığı
Belirtilerin 7 yaşından önce başlaması gerekir. Genellikle 4-5
yaşlarında belirtiler belirgin hale gelir. Ancak bir kısmı
bebekliklerinden itibaren huysuzlukları az uyumaları ve az
yemeleri ile dikkat çekerler. Okul döneminin başlamasıyla dikkat
eksikliğine bağlı öğrenme sorunlarının gündeme gelmesi ve
arkadaşlarla olan sorunları aileyi tedirgin etmeye başlar.
Ergenlik döneminde ise okul başarısızlığı yanında davranış
sorunları ve aileye karşı gelişen tutumlar gözlenir. Ergenlikte
aşırı hareketsizlik azalır ve yerine çabuk sıkılma ve dikkat
kusuru belirgin olur.
Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık rastlanır. Erkek
çocuklarda genellikle hiperaktivite ve impulsivite belirtileri
ön planda iken, kız çocuklarında daha çok dikkat eksikliği
belirgindir. DEHB her kültür ve toplumda görülen bir
bozukluktur. Toplumda görülme sıklığı farklı araştırmalarda
farklı sonuçlar elde edilmesine karşın yaklaşık %5-6 gibidir.
DEHB'na Eşlik Eden Diğer Psikiyatrik Sorunlar
DEHB çocuklarda karşı gelme bozukluğu ve davranım bozukluğu ile
birlikte görülebilir. Ayrıca, özel öğrenme güçlüğü sıklığı bu
çocuklarda daha fazladır. Özel öğrenme güçlüğü ile birlikte
görüldüğünde ders başarısızlığı çok daha belirgin hale gelir.
Nedenleri
Son 15-20 yılda yapılan araştırmalar DEHB'nun organik kökenli
olduğu görüşünü hakim kılmıştır. Yeni araştırmalar beyin glikoz
metabolizmasındaki bozukluklar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu
çocukların özgeçmişlerinde hamilelikte ilaca maruz kalma ve
intra uterin enfeksiyonlar, zor doğum, düşük doğum ağırlığı,
geçirilmiş M.S.S enfeksiyonları dikkat çekmiştir. Bozukluğun
genetik geçişi üzerinde durulmuş ve bu çocukların 1. dereceden
akrabalarında DEHB oranı daha yüksek bulunmuştur. Kaotik aile
yapısında yetişen ve ağır ihmal ve tacize maruz kalan çocuklarda
da DEHB belirtileri gözlenebilmektedir.
Tedavi
Tedavinin ilk şartı, aile okul ve hekim arasında sıkı
işbirliğidir. Çünkü DEHB evde olduğu kadar okulda da sorun
yaşanmasına neden olur. Öğrenmeyle ilgili sorunlar yanında
arkadaş ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve kurallara uyma güçlüğü
aile ve okulun ortak ve sağlıklı yaklaşımlarıyla aşılabilir.
Öncelikle ailenin hiperaktivite hakkında bilgi sahibi olması
gerekir. Çünkü çocukta var olan sorunların nedenlerini başka
yerlerde aramak, çözüm üretmeyi engellediği gibi, telafisi
mümkün olmayan yanlış yaklaşımlar sergilenmesine neden
olacaktır. Çocukla olan ilişkimizi düzenleyebilmek için DEHB
belirtilerini yanlış yorumlamamak gerekir. Çocuğun
davranışlarını yada derslerle ilgili zorluğunu yaramazlık yada
tembellik olarak yorumlayan anne-babalar çocukla ilişkilerinin
bozacak derecede sürekli ceza verme eğilimindedirler. Oysa bu
çocukların cezalardan pek anlamadıkları kısa süre içinde
görülecektir. Tedavide çocukla yeniden sağlıklı ilişki
kurabilmenin yolları aranır. Ailenin çocuğa yönelik tutumları
gözden geçirilerek yanlışlar ayıklanmaya çalışılır.
DEHB'nun tedavisinde ilaçlar önemli yer tutarlar. Dikkat
arttırmaya ve davranışların kontrol edilmesine yönelik ilaç
tedavisi uzun yıllardır kullanılmaktadır. Stimülanların
bulunmasıyla ilaç tedavisinde ciddi gelişmeler olmuştur.
Günümüzde DEHB'nun tedavisinde Metylfenidat, dextroamfetamin ve
pemolin gibi stimülanların yanında bazı antidepresan ve
karbamezapin'den yarar görüldüğü bilinmektedir. Medikal
tedaviden elde edilen sonuçlar çocuğun yaşı, zeka düzeyi,
ailenin tedaviye uyumu ve sebatı gibi faktörlerden
etkilenmektedir. Stimülanların devreye girmesiyle tedaviden elde
edilen başarı oranı oldukça artmıştır. Stimülanlar; tedavideki
başarıları yanında, güvenilir ilaç olmaları, çocuklarda
bağımlılık yapmamaları ve yan etkilerinin az olması nedeniyle
tercih edilirler.
Ülkemizde psikiyatrik ilaç kullanımı konusundaki yanlış
bilgilenmeler DEHB olan çocukların gerektiğinde ilaç
kullanmalarını da engellemektedir. Ailenin yan etkilerden
korkarak ilaç reddetmesi, tedaviyi geciktirmekte ve sonradan
geri dönüşümü olmayan sonuçlar doğurabilmektedir.
Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda özel eğitim programlarının
uygulanması gerekebilir. Kalabalık sınıflarda dikkatlerinin
dağılması nedeniyle öğrenemeyen çocuklara bireysel eğitim
öğrenemeyen çocuklara bireysel eğitim desteği verilmelidir.
Olumsuz davranışların düzeltilmesi ve yerine olumlu
davranışların konulması için çeşitli destekleyici ve davranışçı
tedavi teknikleri uygulanabilir.
MOTOR MENTAL RETARDASYON
Mental retardasyon ya da zeka geriliği, bilişsel kapasitenin
ortalamadan düşük olmasıdır. Ancak günümüzde zekanın tanımında
zeka bölümü belirleyici olmaktan çıkmış, uyum süreci önem
kazanmıştır: Zeka geriliği, onsekiz yaştan önce başlayan,
“özbakım, ev yaşamı, iletişim, sosyal ilişkilerdeki başarı,
toplum kaynaklarının kullanımı, kendini yönetebilme, akademik
beceriler, çalışma yaşamı, boş zamanlarını kullanma, sağlık, ve
güvenlik gibi alanlardan en az 2 tanesinde uyumsal işlevlerin
yetersiz olması, bunları bağımsız olarak yapamama” durumudur.
Ancak bu işlevlerin her biri için standard testlerin bulunmaması
bu tip bir değerlendirmeyi güçleştirmekte, zeka testleri ile
belirlenen zeka bölümü’ne dayalı tanımlar yine de geçerli
olmaktadır. Testler ortalama puan olarak 100, ve standard sapma
olarak 15 puan verdiği için ”zeka geriliği” terimi,zeka
bölümünün 80'den küçük olduğu durumları kapsamaktadır.
Zeka geriliği’nin sıklığı toplumda %3, ağır zeka geriliği’ninki
ise ise %0.3 civarındadır: bunun nedeni de bu bireylerde yaşamın
ilk 10 yılında ölüm oranının fazla olmasıdır. Bu hastaların bir
kısmında epilepsi, serebral palsi, otizm gibi ek sorunlar da
vardır.
Nedenleri
1-Prenatal nedenler:
Motor-mental gelişimdeki genel geriliklerin %44’ü prenatal
nedenli olup bunlar özellikle fizik muayenede mikrosefali,
dismorfi gibi bazı bulguları olan, nörolojik muayenede fokal
motor bulgusu saptanan, otistik özellikleri olmayan ve zeka
geriliği ağır olanlardır. Genetik nedenler bunların içinde %7-15
kadarlık bir grubu oluşturur.
2-Natal nedenler: Doğumda anoksi veya travma, düşük doğum
ağırlığı, prematürelik başta gelir. Özellikle ağır respiratuar
distress, veya ultrasonografide Evre II ve üzerinde kanama
varsa, bebek yenidoğan döneminde tıbbi tedavi gerektirdiyse,
çoğul gebelik ürünü ise, çoğul gebeliklerde bebeklerden biri
intrauterin hayatta ölürse diğeri için zeka geriliği riski
artar.
3-Postnatal nedenler: Enfeksiyonlar postnatal nedenler içinde
büyük bir grubu oluştururlar. Hipoglisemi, hiperbilirübinemi,
yüksek ateş, elektrolit imbalansı,santral sinir sistemi
enfeksiyonları, kafa travmaları, entoksikasyonlar, kan kurşun
düzeyinin yüksek olması, malnütrisyon, hipotiroidi, travma,
boğulma gibi nedenler, özellikle ilk yaşlarda karşılaşılmışsa
zeka geriliği ile sonuçlanabilirler.
4-Santral sinir sistemi gelişim bozuklukları (girus anomalileri,
heterotopiler, displaziler,..). Kalıtsal olabildikleri gibi,
metabolik, enfeksiyöz ya da dolaşımla ilgili bozukluklarla
kazanılmış olanları da vardır. Zeka geriliği’nin erken dönemden
itibaren bulunması, ilerleyici olmaması, baş çevresinin küçük ya
da büyük olması bu grubu akla getirmelidir.
6-Poligenik veya çevresel nedenler:
Zeka, henüz hepsi tanımlanmamış olan birçok genle kodlanır.
Poligenik etmenler terimi ile ailedeki gen havuzundan çocuğun
aldığı zeka genlerinin düşük olması kastedilmektedir. Bunları
sosyal, kültürel ve ekonomik yoksunluklar gibi çevresel
etmenlerden tam olarak ayırmak güçtür. Tüm zeka geriliklerinin
%7-15’i, hafif zeka geriliklerinin çoğu poligenik veya çevresel
olarak adlandırılan bu gruptadır.
TANI:
Ayrıntılı fizik ve nörolojik muayene, ve bulgulara göre bazı
laboratuar tetkikleri: idrar-kan aminoasitleri, hipotiroidi
açısından kemik yaşı tayini veya hormon düzeyleri, kranial BT
veya MR yapılır. Özellikle ilerleyici belirti ve bulgular varsa,
anne-baba akraba evliliği yapmışsa, ve görüntüleme yöntemleri
destekliyorsa, metabolik tetkikler ilerletilir.
TEDAVİ:
Gelişme gerilikleri çoğunlukla kronik sorunlar
oluşturduklarından tedavinin başarısında ailenin duygu ve
tutumları çok etkili olacaktır. Gelişme geriliği olan çocuğu
aşırı kollama, diğer kardeşleri ihmal etme, utanma, başarısızlık
duygusu, ya da mucize tedavi arama gibi davranışlara sık
rastlanır. Öncelikle aileyi dinlemek, sorularını yanıtlamak, ve
çocuğun durumundan dolayı suçluluk duygularını önlemek gerekir.
Grup görüşmeleri yararlı olabilir. Ayrıca çocuğun kapasitesini
en iyi şekilde kullanabilir hale gelmesi için bir eğitim planı
yapılmalı, hedefler belirlenmelidir. Aileye tedavinin uzun
süreli olduğu, ve devamlılık gerektirdiği anlatılmalıdır.
Korunma Yaklaşımları:
1.Doğum öncesinde:
Gebelik ve doğumların tıbbi takibi
Nöral tüp defektleri açısından beslenme ve vitamin alımı
Akraba evliliklerinin önlenmesi
Prenatal tanı kavramının yerleşmesi, kromozom anomalileri veya
kalıtsal hastalıklar açısınan amniosentez ya da koryonik villus
biyopsisi
2.Yenidoğan tarama programları: fenilketonüri, hipotiroidi.
Gelişmenin takibinin hekimler tarafından bilinmesi, erken tanı.
3.Doğumdan sonra, önlenebilen MMR nedenlerine yönelik olarak: Rh
uyuşmazlığı, Pb ensefalopatisi, enf hastalıklarından aşı ile
korunma (HiB menenjiti, kızamık ensefalopatisi). Travma ve ev
kazalarının önlenmesi. Sosyokültürel yoksunluğu hedefleyen
toplum ve aile destekli eğitim programları.
Serebral Palsy
Serebral Paralizi'nin (SP) literatürde bir çok tanımı vardır.
Ancak çok genel anlamıyla bir tanım yapacak olursak, doğum
öncesi, doğum sırasında yada doğum sonrası herhangi bir nedenle
beynin hasar görmesi sonucu oluşan motor (ve bazı durumlarda
mental) bozukluktur. SP adale tonusunda bozukluk, anormal postür
(duruş bozukluğu) ve bozuk hareket görünümüyle karşımıza çıkar.
SP gelişimsel bir bozukluktur. Motor fonksiyonlarda bozukluğun
yanında, duyu bozukluğu (sensory disfonksiyon), nistagmus,
strabismus (gözde kayma, titreme gibi bozukluklar), zeka
geriliği (mental retardasyon), davranış bozuklukları, öğrenme
güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri de
görülebilir.
SP'nin tanımı ve tedavisinde önemli bir araştırmacı
fizyoterapist olan Bobath, SP'yi "henüz gelişmemiş beyinde
ortaya çıkan lezyonun santral (merkezi) sinir sistemi oluşumunu
etkilemesi" olarak tanımlamaktadır.
Beyinde motor bölgenin (kol-bacakların tam kullanımı, yürüme,
yemek yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan
hareket yeteneğini sağlayan beyin bölgesi) gelişimi 7-8
yaşlarında tamamlanır. Hamilelik döneminin başlangıcından 7-8
yaşlarına kadar beyinde oluşabilecek herhangi bir problem bu
bölgenin fonksiyon bozukluğu olarak karşımıza çıkar. Ortaya
çıkan tablo ise Serebral Paralizi olarak adlandırılır. SP'de
beyin hasarı ilerleyici değildir. Fakat ortaya çıkan sorun ömür
boyu devam eder.
SP'nin görülme sıklığı hakkında çok net bilgiler olmamakla
birlikte, ABD'de ölçülen oranlar dünya geneli için bir kıyaslama
olanağı verebilir; Amerika Serebral Paralizi Derneği'nin
verilerine göre, ABD'de toplam nüfusun %0.2'si (1000'de 2) SP'li.
Buna göre ABD'de yaklaşık 1.000.000 SP'li var. Bu rakama her yıl
5000-7000 bebek ekleniyor. Ülkemizde ise bu konuda yeterli ve
güvenilir bir istatistik olmamakla birlikte, toplam nüfus
içerisindeki SP'li oranının %1.66 (600'de 1) olduğu tahmin
edilmektedir. Buna göre Türkiye'de yaklaşık 700.000 SP'li
bulunmaktadır.
Türkiye'de oranların fazla olması akraba evlilikleri, hamilelik
döneminde geçirilen hastalıkların fazla olması ve bakım
şartlarının yetersizliği, doğum şartlarının olumsuzluğu, bebek
bakım hizmetlerinin yetersizliği, ilk çocukluk yıllarında
bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve
beslenme yetersizliği gibi nedenlere bağlanmaktadır.
SP Nasıl Erken Teşhis Edilebilir?
SP'li vakalarda fizik tedavi ve rehabilitasyonun başarısı için
erken teşhis çok önemlidir. Aileler bebeğin gelişiminde en ufak
bir gecikme yada sapma gördüğünde, yada aşağıdaki belirtileri
gözledikleri durumda derhal doktora başvurmalıdırlar.
SP'nin habercisi olabilecek erken belirtiler:
1 aylık bebekte;
• Sürekli ağlama
• Emme bozukluğu
• Israrlı ve sürekli kusma
• Çevresinden gelen uyarılara cevap vermeme
• Havale (Konvülzyon)
2 aylık bebekte (yukarıdakilere ek olarak);
• Bulunması gereken reflekslerin kaybı
• Kaslarda aşırı sertlik yada gevşeklik
3 aylık bebekte;
• Gözde kayma, titreme
• Bebeğin sırtüstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi sert bir
şekilde durması
• Bebeğin gülmemesi, annenin yüzüne bakmaması
4 aylık bebekte;
• Baş kontrolünün olmaması
• Gözde odaklaşmanın sağlanamaması
• Elin yada ellerin beş parmak içte kalacak şekilde yumruk
halinde tutulması
• Kaybolması gereken reflekslerin devam etmesi
8 aylık bebekte;
• Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması
• El-göz koordinasyonunun yokluğu
• Tekme atarken iki bacağın da itilmesi
• Bebeğin bacaklarını uzatarak oturduğu pozisyonda vücudunun öne
eğilmesi, bacakların birbiri üzerine binmesi
10 aylık bebekte;
• Emeklemenin olmaması yada her iki ayağın birden çekilerek,
sıçrar tarzda emekleme
• Ayağa kalkmada zorluk
• İsmi ile çağrılınca tepki vermemesi
• Ağızdan salya akması
• Verilen yiyeceği ağzına almaması yada ağzına götürememesi
1 yaşındaki bebekte;
• Tutunarak yürüyememesi
• Parmak ucuna basarak yürüme
SP'ye Yol Açan Nedenler
Doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrası nedenleri şu
şekilde sıralanabilir:
Doğum öncesi nedenler:
• Genetik durumlar
• Hamilelik döneminde geçirilen enfeksiyonlar (Rubella, herpes)
• Fetal anoksi (Bebeğin anne karnında oksijensiz kalması; beyin
kanamasına neden olur.)
• Plasentanın gelişim bozukluğu yada erken ayrılması
• Rh uyuşmazlığı (eritroblasis fetalis, hemolitik anemi,
hiperbilurunemi) Metabolik hastalıklar (diabetes mellitus,
hamilelik toksemisi)
• Gelişimsel bozukluklar (vasküler yada iskelet yapıda)
• Beslenme bozuklukları, sigara, alkol yada madde bağımlılığı
• Annenin enzim veya L-Dopa tedavisi görmesi
• Akraba evlilikleri
• Annenin aldığı ilaçlar (Zorunlu hallerde, doktor kontrolü
dışındakiler)
• Hamileliğin erken döneminde geçirilen tıbbi müdahaleler
Doğum sırasında oluşan nedenler:
• Zor doğum (Anoksi), plasentanın erken ayrılması, plasenta
previa, uzayan doğum
• İlaç sedasyonuna bağlı asfiksi nedeniyle beyin kan
damarlarında kompresyon ve yırtılma
• Prematüre (erken doğum), postmatüre (geç doğum)
• Kordon komplikasyonları
• Geliş anomalileri (makat doğum, ayaktan geliş)
• Forseps yada vakumla doğum
Doğum sonrası (post-natal) nedenler:
• Düşük doğum kilosu
• Vasküler hadiseler ve intrakranial hemoraji
• Kafa travması
• Ensefelopati
• Toksik durumlar
• Kardiak arreste (kalp durmasına) bağlı anoksi
• Nöbetler (Konvülzyon, epilepsi)
• Tümör
• Viral ve bakteriyal beyin enfeksiyonları
• Sarılık (Hiperbilirunemi)
• Menenjit
SP'li Çocuğun Tedavi ve Rehabilitasyonu
SP, tıbbi ve medikal yaklaşım ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak
iki yönlü ele alınmalıdır.
Tıbbi ve Medikal Yaklaşım:
Teşhisle başlar. SP teşhisi Pediatrik Nörolog başta olmak üzere,
ilgili hekimler tarafından konulur. Teşhiste yardımcı olmak
üzere EEG (Elektro Ensefalografi), EMG (Elektro Myografi), SEP (Somatosensoryel
Evok Potansiyel), VEP (Visuel Evok Potansiyel), MR (Magnetik
Rezonans) gibi ileri tetkiklerden yararlanılabilir.
SP'li hastada direk SP'ye yönelik etkin bir ilaç yoktur. Ancak
hastalıkla seyreden konvülzyon (havaleler) ve epilepsi için
yaygın şekilde ilaç kullanılmaktadır. Bunun yanında kaslardaki
aşırı sertliği önlemek için de bazı ilaçlar kullanılmaktadır.
Rehabilitasyon Yaklaşımları:
SP'li çocukta bir çok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için
yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde
tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım
SP'li çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir.
SP'li çocuğun klinik tablosu, SP'nin nedenine, lezyonun
şiddetine, şekline ve diğer komplikasyonların olup olmadığına
bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenle her
çocuğun tedavi ve rehabilitasyon programı farklılıklar içerir.
SP'li çocuklarda görülen problemlerin en aza indirilmesi ve
onların topluma kazandırılması çok yönlü bir rehabilitasyon
programıyla sağlanabilir. Ailenin eğitiminden, çocuğun fiziksel
çevresinin düzenlenmesine kadar bir dizi sorun hesaba katılmak
ve rehabilitasyonun alanı içine dahil edilmek zorundadır.
SP'li Çocukta Rehabilitasyonun Amaçları:
• Çocuklarda görülen hareket bozukluklarını en aza indirmek
• Oluşabilecek kas-iskelet sistemi bozukluklarını önlemek,
postür bozukluklarının oluşmasını engellemek
• Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız davranabilmeyi sağlamak
• Yardımcı araç, gereç ve cihazları belirlemek
• Eğer SP tablosuna eşlik eden, görme, işitme, konuşma ve zeka
problemleri varsa bunların en aza indirilmesini sağlamak
• Aile eğitimi vermek ve SP'li çocuğun eğitimi konusunda aileye
yol göstermek
• SP'li çocuğun yaşayacağı mekanların düzenlemesini yapmak
Rehabilitasyon Ekibi:
Fizik tedavi ve rehabilitasyonun her alanında olduğu gibi, SP'li
çocukların rehabilitasyonu da bir ekip tarafından yürütülür.
Bir SP rehabilitasyon ekibinde şu uzmanlar yer alır;
• Doktor (Pediatrik Nörolog, Ortopedist, Pediatrik Cerrah, Çocuk
Psikiatristi, Beyin Cerrahı, Kulak Burun Boğaz Uzmanı...
Hastalığın klinik yapısına göre bunlardan biri yada bir kaçı)
• Fizyoterapist
• İş-Meşguliyet Terapisti
• İşitme-Konuşma Terapisti
• Psikolog
• Çocuk Gelişim Uzmanı
• Odyolog
• Özel Eğitim Uzmanı
SP'li çocuklarda fizik tedavi ve rehabilitasyon asıl olarak
Fizyoterapist, İş-Meşguliyet Terapisti ve İşitme-Konuşma
Terapisti tarafından yürütülür. Yapılan bir çok araştırmaya göre
SP tedavi ve rehabilitasyonunun 1 yaşından önceki dönemlerde
başlaması sonuç alınmasını kolaylaştırmaktadır.
SP rehabilitasyonuna erken dönemde başlanması SP'li çocukta
anormal kas tonusunun düzenlenmesi, normal motor gelişimin
sağlanmasını kolaylaştıracak kas yapısındaki bozukluk nedeniyle
oluşabilecek postür bozukluğu önlenebilecek ve çocuğun
fonksiyonel olarak bağımsızlığı sağlanacaktır.
SP'de rehabilitasyon programı;
• Egzersiz tedavisi Ortez (cihaz) uygulamaları
• Ev programı ve aile eğitimi
• El-göz koordinasyonu sağlanması
• Uygun yardımcı araç gerecin belirlenmesi
• İşitme-konuşma terapisi
• Yemek yeme, giyinme oyun aktiviteleri gibi aktivitelerin
eğitimini içerir.
Tüm bu uygulamalar, özellikle egzersiz uygulamaları deneyimli
fizyoterapistler tarafından yapılmalıdır. Bilinmesi gereken en
önemli şey SP tedavi ve rehabilitasyonunun çok uzun süren bir
süreç olduğudur. Bebeğin büyümesiyle birlikte rehabilitasyon
uygulamaları da devam eder. Rehabilitasyon çocuk bağımsız (yada
en az bağımlılıkla) yaşama yetisini kazanana kadar devam
etmelidir.
Rehabilitasyon sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar
şunlardır;
• Egzersizler aile tarafından öğrenilmeli ve evde tekrar
edilmelidir.
• Egzersizler çok uzun ve sıkıcı olmamalıdır.
• Oyun aktiviteleri ile birleştirilerek yaptırılmalıdır.
• SP'li çocuklarda mental ve duyusal engeller yüzünden
genellikle yetersiz olan iletişim kurma yeteneğini arttırmak
için sesli ve renkli oyuncaklar yada objeler kullanılmalıdır.
SP'li çocuğun kontrolü en az 3 ay aralıklarla, pediatrik
nörolog, pediatrist, gerekirse ihtiyaç duyulan uzmanlık
alanlarındaki hekimler, fizyoterapist, iş-meşguliyet terapisti,
odyolog, çocuk gelişim uzmanı ve psikolog tarafından
yapılmalıdır.
Normal çocuk gelişimi izlenerek, SP'li çocuğun bu gelişimi
yakalaması için ailenin çaba göstermesi gerekir. Ancak SP'li bir
çocuğun sınırlılıkları iyi bilinmeli, normal bir çocukla
kıyaslanmamalıdır. Fakat SP'li çocukta gelişimi sağlayabilmek
için de erken yaşlardan başlayarak dil ve sosyal gelişim
üzerinde durulmalıdır. SP'li bebeklerin taşınması terapistin
gösterdiği şekilde destekli ve çevre iletişimini sağlayacak
şekilde yapılmalıdır. Oturma, emekleme, ayakta durma gibi motor
gelişim aşamaları terapistin uygun gördüğü zamanlarda
başlatılmalıdır. SP'li çocuğun beslenmesi sırasında uygun oturma
ortezleri (yardımcı cihazlar) ve destekli sandalye
kullanılmalıdır. SP'li çocuğun etkilenme tipine göre beslenme
şekli ve tipi de değişecektir. Bu konuda bir diyetisyenden bilgi
alınmalıdır. Beslenme sürece sıvı yiyeceklerden katı yiyeceklere
doğru ilerlemeli, beslenme pozisyonları terapistten uygulamalı
olarak öğrenilmelidir. SP'li çocuk mümkün olduğunca uygun bir
kaşık ile beslenmelidir. Okul çağına gelen çocuklar fiziksel
özürlerine rağmen özel bir eğitim kurumunda eğitime
başlatılmalıdır. Zeka problemi, algılama problemi olan
çocukların eğitimi için özel eğitim uzmanlarının yardımı
şarttır. Yürümeye başlayacak SP'li çocuklarda ayakkabı ve
gerekiyorsa yürüme cihazının tipine karar vermek önemlidir. Bu
seçim fizyoterapist kontrolünde yapılmalıdır.
SP'li çocuklarda değişik psikolojik bozukluklar oluşabilir. Aile
ve çevreyle uyumda zorlanan çocuklar için psikologlardan yardım
alınmalıdır.
SP fiziksel bir özürdür. Az oranda zeka yetersizlikleri, görme,
konuşma, işitme ve algı bozuklukları fiziksel özre eşlik etse de
ilerleyici değildir. Bilinçli bir yaklaşım ve etkili
rehabilitasyon ile yetersizlikleri en aza indirmek mümkündür.
Down Sendromu
Down Sendromlu çocuk sahibi ailelerin en büyük düşmanı bilgi
eksikliğidir. Bu yüzden, "Down Sendromu nedir?" sorusunu
cevaplamaya çalışacağız. Bunu yaparken kullanacağımız bazı
terimler size yabancı gelse de endişelenmeyin, bunların daha
doyurucu açıklamalarını gönüllü ailelerimizde bulacaksınız.
En basit tanımıyla Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki
hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma
sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir
farklılıktır.
İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla
birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler
ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır,
dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun
hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo
gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği
bir durumdur.
Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı
olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat
unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü
olması gibi sizin çocuğunuzun da Down Sendromlu olması bir
genetik farklılıktır.
Down Sendromu konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down
Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya
sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol
açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların
da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri
vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir
birey olarak büyüyeceklerdir.
Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu
mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down
Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu
düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir
parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek.
Down Sendromunun nasıl oluştuğunu anlayabilmek için genetik
konusunda biraz daha detaylı bilgiye gereksinim duyacağız. Sahip
olduğumuz hücrelerin çekirdeklerinin genlerden oluştuğunu ve
taşıdığımız fiziksel özelliklerle, kişiliğimizin ana
unsurlarının bu genlerde kodlanmış olduğundan söz etmiştik.
Genlerimiz birbirlerine kromozom denilen çubuklarla bağlıdır.
Çoğumuzun her hücresinde, 46 kromozom bulunmaktadır. Kromozomlar
da çiftler halinde kümelenmişlerdir, yani hücrelerimiz 23 çift
kromozoma sahiptirler.
Kromozom çiftlerimizin biri annemizin yumurtasından, diğeri
babamızın sperminden gelmektedir. İnsan vücudundaki yumurta veya
spermlerin hücrelerine "germ hücreler" denir ve bir tek bunlara
ait hücreler 23 kromozomdan oluşmuştur.
Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle 46 kromozomlu bir
küme ortaya çıkmakta ve bunun oluşturduğu ilk hücre bölünüp
ikinci bir hücre ortaya çıktığında yeni hücre ilkinin
özelliklerini taşımaktadır. Dolayısıyla bebeğin genetik yapısı
oluşacak ilk hücreye bağlıdır. Kromozomlar ikişerli gruplar
halinde 23 çift olarak denge halindedirler.
Herhangi bir nedenle bu çiftlerin fazla kromozoma sahip olması
dengeyi bozacaktır. Bu durum, yani üç kromozoma sahip olma
Trizomi olarak tanımlanır. Down Sendromu durumunda üç kromozom
oluşumu gen zincirinin 21. Kromozom halkasında oluştuğundan bu
oluşum Trizomi 21 olarak da adlandırılır. Embriyo geliştikçe bu
durum yeni oluşan hücrelere aktarılarak tüm hücrelerin fazladan
bir kromozoma sahip olmasına neden olur. Down Sendromlu
insanların %95'i söz ettiğimiz Nondisjuction Trisomy 21 türüdür.
Yani 21. Kromozom bölünürken, tepesi koparak gövdenin alt kısmı
diğerine yapışarak 21. Kromozom çiftini oluşturmuştur.
Translocation türünün %60'ı döllenme sırasında oluşur, kalan
kısmı aileden kalıtım yoluyla gelmektedir. Dolayısıyla
Translocation türü kalıtımsal yolla oluşabilen tek Down Sendromu
türüdür ve sonraki hamileliklerde tekrar etme olasılığı
yüksektir.
Down Sendromlu Çocuklarda Konuşma Bozuklukları
Hepimizin bildiği gibi, kimse konuşarak dünyaya gelmiyor.
Konuşma; öğrenerek, taklit yoluyla sonradan kazanılan bir
beceri. Bu nedenle çocuklarımızla doğuştan itibaren konuşmaya
başlayabiliriz. Eğer çocuklarımızın konuşmasını kendine bırakır,
sadece öz bakımları ile ilgilenirsek konuşması çok gecikebilir.
Onun için biz anne ve babalara çocuk bebek de olsa onunla
konuşmalarını tavsiye ediyoruz. Örneğin göz kontağı sağlayarak
"tabağını getirdim" gibi konuşmalar konuşmanın bir adımıdır.
Down Sendromlu çocuklarda başlıca problem konuşmanın gecikmesi
ve tekrarlamalı konuşmadır. Hemen hemen 2-2,5 bazen 1,5 yaşlarda
konuşma başlayabilir. Kimi çocuk daha çabuk kavrıyor, algılaması
daha iyi, kimi ise yalnız anlıyor ama kendini güzel ifade
edemiyor. Tekrarlamalı konuşma ise masa yerine da da, pencere
yerine pe pe pe gibi yetersiz bir konuşmadır. Çocuk ritmi
kavramış ama konuşmanın henüz başlangıcını kavrayamamıştır. Down
Sendromlu çocuklar birbirlerine ne kadar benzeseler de onların
da algılaması, ince motor becerileri, dil dudak hareketleri
birbirinden farklıdır. Bu nedenle bazılarında gecikme daha uzun
bazılarında daha kısa sürebilir.
Çocuklarımızda bazı organik nedenlerden kaynaklanan konuşma
yetersizliği de olabilir. Organik neden dediğimiz yapısal
nedenlerdir. Bu durumda zihinsel açıdan biraz daha geç
kavramalarla birlikte algılama da daha yavaş oluyor. Biz
konuşmalarımızda uzun cümleler kurduğumuzda, çocuk sadece bir
veya iki sözcüğü anlıyor. Bu nedenle başlangıçta tek sözcükle
bir şey ifade edebiliriz. Örneğin "Sen masada oturup yemeğini
yedin mi?" yerine "yedin mi?" demeliyiz.
Kısa, küçük dil veya üst damaktaki büyük bir boşluk, kubbe
damak... vb organik nedenler de bazı seslerin çıkartılmasına
engel olabiliyor. Bununla birlikte çocuğun diş yapısı da
önemlidir. Eğer dişleri yoksa S, Ş, V, sesleri çıkartılamıyor.
Dişlerde bir çaprazlılık varsa bu durum aparatlarla
düzeltilebilir. Ayrıca geniz etleri de konuşmayı
etkileyebilmektedir. Eğer genizde et fazla ise ve büyükse M, N,
sesleri doğru çıkmıyor.
Bir diğer organik neden de Down Sendromlu olmalarına rağmen
kulaklarda işitme kaybının olmasıdır. Anne babalar bunu çok geç
fark edebilir. Eğer bu kayıp zamanında fark edilirse çocuğun
durumuna göre müdahale edilebilir.
Down Sendromlu Çocuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
21 kromozomlu bir çocuk dünyaya geldiğinde anne ve babalar
hayatlarında pek çok şeyin değiştiğini düşünürler. Nereden
başlamaları gerektiğini bilemezler. Başlangıç noktalarından biri
de eğer ciddi sağlık problemleri yoksa bebek 2 aylık olduğunda
rehabilitasyon programıdır. Çok erken olduğu düşünülebilir,
ancak bebeği erken dönemde takip etmeye başlamak önemlidir.
Erken dönemdeki takip ile çocuğun ihtiyaçlarına göre düzenlenen
fizik tedavi programları çocuğun motor ve sosyal gelişimlerini
hızlandırır. Bebek 2 aylık olduğunda desteklenmesi gereken
noktalar belirlenir. Bunun için Vojta terapi yada nörogelişimsel
tedavi metotları kullanılabilir. Bebeğin haftalık kontrolleri
ile neler kazandığı gözlenebilir. Bu sayede normal gelişim
basamakları ile çocuğun gelişimi arasındaki fark azaltılır. Amaç
çevresini keşfetmesi, tanıması, bilgilerini pekiştirilmesini
sağlamaktır. Çocuğun en kısa sürede yürümesi önemlidir, ancak
yürürken patolojik bir şekilde olmaması çok daha önemlidir.
Bebekken başlayan fizyoterapist aile işbirliği ile bebeklerine
nasıl davranacaklarını, nasıl besleyeceklerini, ağız
motoriklerini artırmanın yollarını, oyuncaklarla nasıl
oynatabileceklerini, gelişim süresince nelere dikkat etmeleri
gerektiğini öğrenebilirler. Bu şekilde karşılaşılacak sorunların
büyük bir kısmı bertaraf edilmiş olur.
İleri yaşlarda ise fizyoterapist tarafından çocuğun takıldığı
noktadan destek sağlanır. Kas gücü, algılama ve motor becerileri
arttırılmaya çalışılır. Denge ile ilgili sorunlar ileri yaşlarda
geç dönem yürümüş olan çocuklarda görülebilir. Denge tahtası ile
çalışmalar, tek ayak üzerinde durma gibi çalışmalar yapılabilir.
Down Sendromlu çocuklarda en çok karşılaşılan sorunlardan biri
de yüz kaslarını da yansıyan hipotonluktur. Yüz kaslarının
hipoton olması bebekken yemek yeme zorluğu ile ailelerin
karşısına çıkar. Uzun dönem anneler yiyeceklerini blenderden
geçirmek zorunda kalırlar. Yine su içerken sık sık içtikleri
suyu aspire ettikleri için tıkanırlar. Ayrıca yiyeceğin sürekli
aspire edilmesi sürekli tekrarlayan bronşite sebep olur.
Çocukların ağız motoriği açısından da fizyoterapistler
tarafından değerlendirilmesi, çocuğa uygun egzersizlerin aileye
öğretilmesi gerekmektedir.
Çocuğunuz hangi yaşta olursa olsun Fizyoterapistler ailelerin
her zaman yanlarındadır.
DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI
İnsanlar arasındaki iletişimin en etkili yolu konuşmadır.
Konuşmanın ilk alıştırmaları doğduğumuz gün ağlama ve
sızlanmalarla başlar. Çocuğun dil gelişimini doğumdan itibaren
izlendiğinde doğuştan getirdiği bir ses kapasitesinin olduğu
görülmektedir. Doğumdan sonraki ilk aylarda bebek ağlama, gülme,
hıçkırma, bağırma gibi kendiliğinden birtakım sesler
çıkartırken, dışardan işittiği sesleri de taklit etmeye başlar.
Ses taklitleri, hece tekrarları ve ilk sözcüğün söylenmesi gibi
dil gelişimindeki belirgin aşamalar izlenerek, çocuğun
konuşulanları anlaması ve konuşmaya başlaması gerçekleşir. Çocuk
olgunlaştıkça konuşma üzerindeki denetimi artmakta, bunun yanı
sıra çevrenin ve eğitimin gelişim üzerindeki etkisi de önem
kazanmaktadır.
Dil ve Konuşma Gelişim Aşamaları
Konuşmanın ilk alıştırmaları doğduğumuz gün ağlama ve
sızlanmalarla başlar. Ağlarken konuşma, dil ve çene
hareketlerini öğrenmiş oluruz. Üçüncü ayla birlikte kumru gibi
ses çıkarma anlamına gelen cıvıldama dönemine gireriz. Bu
dönemde gerçek dille alakalı olmayan, öğrenilmemiş, çevresel
etkenlerden ve işitme duyusundan bağımsız olan sesler çıkarırız.
İlk çıkan sesler genellikle anlamsızdır, ancak geleceğin anlamlı
sözcüklerinin temelidir. Altıncı ayda hecelemeye, 9 ayda ritmik
sesler çıkarmaya (ma-ma) ve iki heceyi bir arada kullanmaya
başlarlar.(ma-ma, da-da gibi). 40. haftayla birlikte heceler
birleşir ve anlam kazanmaya baslar.(baba, dede gibi). Normal
gelişim gösteren çocuklar iki yasında konuşmaya başlarlar. Bu
yasta 80–100 civarında sözcüğü anlayan çocuk, ilk basit
cümlelerini kurmaya başlar. 3 yasında çocuk anlamlı ve düzgün
cümleler kurar, kendini daha iyi ifade eder ve yabancılarla
anlaşabilmeye başlar. Çocuk 18–24 aylar arasında arka arkaya 2–3
anlamlı kelime söylemeye başlar. Normal gelişim evrelerine göre
2 yas çocuğunun konuşmaya başlamış olması beklenir. 2 yasındaki
çocuk, cümleler kuramayabilir ancak arka arkaya 2–3 anlamlı
kelime söyleyemiyorsa, iste o zaman endişelenip, bir uzmana
müracaat etmeliyiz. Çocuğa 0–6 yas döneminden itibaren gelişim
kontrollerinin yapılması çok önemlidir. Anne-babalar
çocuklarının konuşma problemi olup olmadığını ancak 18 ayda fark
edebilirlerken bir uzman bunu 8–10 aylar arasında fark edip, dil
gelişim terapisine başlayabilir.
Konuşma Bozukluğu Nedir?
İnsanlar arasındaki iletişimin en etkili yolu konuşmadır.
İşitme, konuşma ve yorumlama sözel iletişimin temel
elemanlarıdır. Bu 3 elemandan herhangi birindeki aksama konuşma,
bozukluğuna yol açabilir. Konuşma bozukluğu çocukların
çevreleriyle ilişkilerini bozduğu gibi, çok ciddi psikolojik
sorunlara da neden olabilir. Normal iletişim şunları içerir:
İŞİTME: İşitme sisteminin normal çalışması, doğru konuşma için
gerekli ilk noktadır. Konuşmanın öğrenilmesi için çocuğun
sözcükleri duyması gerekir. Araştırmalar işitme kaybı şüphesi
ile teşhis konulması arasında gecen sürecin ortalama 6 ay
olduğunu gösteriyor. Yine araştırmalar göstermiş ki işitme kaybı
tanısı ne kadar gecikirse, konuşma yetisi o kadar problemli
olur. Ağır işitme kaybı olan çocuklarda konuşma kusuru
oluşmaması için teşhis erken konmalı ve çocuk 6 aylık olmadan
işitme cihazı kullanmaya başlamalıdır. 1998‘den beri her yeni
doğana İŞİTME TARAMA TESTİ yapılması bilimsel kurullar
tarafından önerilmiştir. Doğum sonrası işitme tarama testlerinin
yapıldığı hastaneler de doğan çocuklar da normal konuşma oranı
daha yüksektir.
YORUMLAMA: Beyin uyarılardan anlam çıkarır ve bir cevap
hazırlar. Bilgiler kaydedilir ve gelecekteki yeniden arama için
organize edilir.
KONUŞMA: Anlaşılabilir konuşma üretimi için solunum organları,
ses telleri ve konuşma organları (dil, dudak, çene kasları)
koordine olarak çalışmalıdır.
Bir çocuk konuşmaya başladıktan sonra suskunlaşır ve konuşamaz
hale gelirse iki temel nedeni düşünmek gerekir. Bu iki temel
nedenden biri organik diğeri psikolojiktir. Merkezi sinir
sistemini ilgilendiren tüm hastalıklarda konuşma bozukluğu
ortaya çıkarabilir. Bir diğer önemli neden ise ruhsal
travmalardır. Şiddete maruz kalma, şiddete tanık olma, fiziksel
kötüye kullanıma takiben böyle bir suskunluk ortaya çıkabilir.
Bazen belirgin olarak görülmeyen, travmatik bir etkisi
olmayacağı düşünülen aile içi sorunlar ya da çatışmalara bir
tepki olarak da çocuk suskunlaşabilir.. Çünkü çocukta konuşmayı
reddetme bir çeşit tepkidir.
Dil ve konuşma problemleri aşağıdaki alanları etkileyebilir.
• ÖĞRENME: Dil ve Konuşma bozukluğu olan kişiler için öğrenme
zor olabilir. Kişilerin okul ve iş yaşamındaki performansını
etkiler.
• ARKADAŞLIK: Dil ve konuşma problemleri sosyal yaşamla ilgili
bir çok probleme sebep olabilir.
• KENDİNE BAKIŞ: Utanma, reddedilme ve düşük kendilik imajı
sonucu duygusal problemler artar.
Konuşma Bozuklukları
Konuşma bozukluğu, konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde,
vurgularında, ses birimlerinin çıkarılışında ve anlaşılmasında
bir bozukluğun olması durumudur. Bir çocuğun konuşma özürlü
olarak kabul edilmesi için şu özelliklerin birinde sorun
yaşaması gerekir. Bunlar:
— Konuşmanın anlaşılır şekilde sergilenememesi.
— Konuşmanın duyulmasında yetersizlik olması
— Sesin bozuk ve tırmalayıcı olması.
— Sesin çıkarılışının, ritminin ve vurgularının bozuk olması.
— Dil yönünden kelime dağarcığının yetersiz ve gramer yapısının
bozuk olması
— Sergilenen konuşmanın bireyin yaşına ve fiziksel yapısına
uygunsuzluğu
İletişim bozuklukları tek tip olarak değerlendirilmemelidir,
birbirinden farklı karakteristik özelliklere sahip tanı grupları
bulunmaktadır. İletişim bozukluklarındaki farklılıklara göre
konuşma eğitiminin içeriği, yöntem ve teknikleri, hedef
davranışları farklılaşmaktadır. Yaygınlığının diğerlerine göre
daha fazla olması nedeniyle aşağıdaki tanı gruplarına yer
verilmiştir:
Fonolojik Bozukluk (Artikülasyon Bozukluğu) :Konuşma seslerinin
yanlış çıkartılması ve dilde farklı bir anlam yaratan seslerin
oluşturulmasında zorluğu içerir. Kişi, yaşına ve lehçesine
uygun, gelişimsel olarak çıkartması beklenen sesleri çıkartamaz.
Bu durum, okul ya da mesleki başarısını, toplumsal iletişimini
bozmaktadır. Bozukluğun şiddeti, konuşmada küçük ve önemsiz
aksaklıklardan tamamen anlaşılmayan bir konuşmaya kadar
değişebilir.
Söylenmesinde yanlışlıkların en sık yapıldığı sesler yaşla
düzelmesi beklenen seslerdir (l,r,s,z,ş,ç). Aynı zamanda,
heceler ve sözcükler içindeki seslerin sıralanma ve seçilme
hatalarını (ör.sor yerine ros gibi ) da içerir.
İşitme bozukluğu, konuşma organlarındaki bozukluklar (ör. yarık
damak), nörolojik durumlar, zeka engeli ya da psikolojik
sorunlar, artikülasyon bozukluğuna eşlik edebilir.
6-7 yaşta % 2-3,17 yaşın üzerinde % 0.5 oranında ve erkeklerde
daha sık görülmektedir.
Kekemelik : Konuşmanın akıcılığında duraklama, tekrar, uzatma ve
çoğu kez bunlara eşlik eden tiklerle görülen konuşma ritminin
aksamasıdır.
Genellikle 2-7 yaş arasında ortaya çıkar, en çok 3-5 yaş
arasında görülür. Erkek çocuklarda daha ağır seyreder. Kız-erkek
oranı 1/5 tir. Yapılan araştırmalara göre kekemelik görülen
kişilerin ailelerinde de kekemelik oranı yüksektir.
Sorunu yaşayan kişi, konuşma oranını değiştirerek, toplum içinde
konuşmaktan kaçınarak, bazı ses ve sözcükleri engelleyerek
kekemeliği yenmeye çalışır. Gerginlik ve kaygı kekemeliği
artırır. Kekemelik başladıktan sonra; tırnak yeme, tikler,
gece-gündüz işemeleri, korkular, obsesif davranışlar, hırçınlık
gibi ek belirtilerde görülebilir.
Afazi, çocuk beyin felci, dikkat eksikliği /hiperaktivite
bozukluğu, öğrenme güçlüklerinde de konuşma ile ilgili
bozukluklar görülmektedir.
Afazi : Afazi, önceden konuşması normal olarak ortaya çıkan
kişilerde geçirilmiş beyin hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan
bir dil bozukluğu olup, sadece konuşmayı etkilemez. Aynı zamanda
anlama, okuma ve yazmayı da etkiler. Ve diğer konuşma
bozukluklarından bu farkı nedeniyle, afazilerde sadece konuşma
rehabilitasyonu yapmak yeterli değildir. Merkezimizde anlama,
okuma ve yazmayı da geliştirici özel yöntemler uygulanır.
Gecikmiş Dil Ve Konuşma
Gecikmiş konuşma, çocuğun bebeklik döneminde geçirmesi gereken
konuşma gelişim aşamalarından birine takılıp kalması veya o
aşamalardan birine geri dönüş yapması durumudur. Bu nedenle hem
derece hem de tür olarak çok değişiklik gösteren bir konuşma
özrüdür (Özgür, 2004, s.93). Gecikmiş konuşma bozukluğu başka
tanı gruplarında görülebilir. Ağır düzeyde zihinsel öğrenme
yetersizliği olan bazı çocuklarda ve bazı otistiklerde gecikmiş
konuşma bozukluğu gözlenilebilir. Tanı gecikmiş konuşma
bozukluğu olarak düşünülmez. Ağır düzeyde zihinsel öğrenme
yetersizliği yada otizm olarak değerlendirilir.. Dil ve konuşma
bozukluklarının erken teşhis ve tedavisi, ilerde oluşabilecek
davranış problemleri, okuma problemleri, öğrenme problemleri ve
sosyal gelişimle ilgili ek sorunların oluşmasını engeller.
Kimler risk altındadır:
• Prematüre doğan bebekler
• Kromozom anamolisi olanlar
• Motor gelişim geriliği olanlar
• Kafa travması geçirenler
• İşitme kaybı olanlar.
• Ailede gecikmiş dil öyküsü olanlar
• Zihinsel engeli olanlar
• Otistik olanlar
• Kranyofasiyal anomalisi olanlar( Yarık dudak damak vs...)
• Genetik bozuklukluğu olanlar
Ailenin çocuğun sosyal iletişim davranışlarına ilişkin
gözlemleri muhtemel gecikmeyi belirlemek için önemli
ipuçlarıdır. Bu sosyal iletişim davranışları şunları içerir;
• Nesneleri reddetme ya da isteme
• Selamlama davranışı
• Sesleri ya da aktiviteleri taklit etme
• Basit dili anlama
• Oyunlara katılma
• Heyecan ya da duyguları dışa vurma
• Çevreyle iletişim içinde olma gibi gözlemlenebilen davranışlar
bize yardımcı olacaktır.
Sözel Anlatım Bozukluğu: Bu bozukluk, kullanılan sözcük
sayısının çok sınırlı olması, dil bilgisi yönünden zaman
seçiminde hata yapma, sözcükleri anımsamakta ya da gelişimine
göre uygun uzunlukta ve karmaşıklıkta cümle kurmakta güçlük
çekme olarak kendini gösterebilir. Sözel anlatım bozukluğunda
dikkatimizi çeken nokta, okul ve ev ortamında bireyin
yaşıtlarına göre, kullandığı sözcük sayısının çok sınırlı
olması, dil bilgisi yönünden zaman seçiminde hata yapması,
sözcükleri anımsamakta ya da gelişimine göre uygun uzunlukta ve
karmaşıklıkta cümle kurmasında performans düşüklüğü
görülmesidir.
Bu kişilerin konuşma terapistine yönlendirilmesi düşünülebilir.
Sözel anlatım bozukluğu olan bireylerle okul ve sınıf ortamında
kavramlarla ilgili çalışılabilir, dilin etkili ve doğru olarak
kullanıldığı filmler izlettirilebilir, şarkı dinlettirilebilir.
Sözel etkileşime dayalı grup oyunlarına katılımı teşvik
edilebilir.
Dil Ve Konuşma Terapisi Nedir?
Dil ve konuşma terapisi, dil ve/veya konuşma bozukluğu olan
birçok çocuk için uygulanan tedavi yöntemidir. Konuşma bozukluğu
seslerin doğru üretilememesi ile ilgili bir problem iken dil
bozukluğu anlamadaki güçlük ya da düşüncelerini bildirmek için
kelimeleri biraraya koyamamaktır.
Konuşma terapisti çeşitli dil ve konuşma bozukluğu olan her
yaştaki kişiye yardım eder. İşte konuşma terapistinin
düzeltebileceği sorunlara birkaç örnek:
Artikülasyon bozukluğu : Eğer sesleri doğru çıkarmada ya da
kelimeleri doğru söylemede sorun yaşanıyorsa, bu artikülasyon
problemidir. Örneğin çocuğunuz ‘araba’ yerine ‘ayaba’ ya da
‘ekmek’ yerine ‘epmek’ diyorsa artikülasyon sorunu vardır.
Akıcılık sorunları ( kekemelik) : Eğer çocuğunuz sesleri tekrar
ediyorsa; kelimeyi tamamlamayı güçlükle yapıyorsa; akıcılık
sorunu/ kekemelik olabilir. Örneğin; ‘sosis’ kelimesini
söylerken ‘so-so-so-sosis’ ya da ‘sssssssosis’ diyebilir.
kekeleyen çocukların akıcılık sorunları vardır.
Ses bozukluğu : çocuğunuz cümlesine başlarken sesi gür ve net
olabilir fakat cümlesi bitinceye kadar sesi azalabilir,
kısılabilir ve sesi sanki ağzında geveliyormuş gibi çıkabilir.
Bazen de çocukların sesi sanki soğuk algınlığı almış gibi ya da
burunlarından konuşuyormuş gibi çıkabilir. Bunlar da ses
bozukluğunun birkaç örnek olabilir.
Dil bozukluğu : Çocuğunuz karşısındaki kişinin söylediklerini
anlamada sorunu olabilir ya da düşüncelerini ifade etmek için
kelimeleri biraraya getirmede sorunu olabilir. böyle bir durum
varsa çocuğunuzun dil bozukluğu olabilir.
İŞİTME KAYBI
1. İşitme Kaybı Nedir?
İşitme kaybı,kulak kepçesinden başlayıp beyindeki işitme
merkezine kadar giden akstaki zincirleme olayların her hangi bir
yerindeki defektten kaynaklanan bir hadisedir.Dünyada pek çok
kişide çok geniş bir yaş aralığında meydana gelebilen bir
olaydır.En sık nedenleri;uzun sure yüksek sese maruz
kalma,ilaçlar,yaşlılığa bağlı,baş ve kulak travmaları,konjenital
ve herediter yani doğumsal ve hemen doğum sonrası
sebepler,kronik hastalıklar başta gelmektedir.2001 yılında
sadece USA’da 28 milyon işitme engelli insan vardır.İşitme kaybı
yine USA’da tek doğumsal kusurlar içinde en sık
görülenidir.Erişkinlerde ise ileri yaşlarda (70üstü) sık görülen
bir durumdur.
2) İşitme Kaybının Sebepleri
* İleriyaş da aynı zamanda işitme yeteneğinde azalmaya neden
olur.Bu tamamen fizyolojik bir durumdur.Ortalama her 10 kişiden
1 i işitme engellidir,60 yaşından sonra her 4 kişiden 1 i, 70
yaşından sonra her 2 kişiden 1 i işitme engellidir.Fakat biz
uzun yaşarsak bizim sağlıklı işitme şansımız daha yüksek
olacak.Çünkü ileri yaşta işitmeyi engelleyen faktör orta
kulaktaki stapes kemiğindeki hipertrofi yani büyümedir.Otosklerozis
denen bu durum stapedectomy ameliyatıyla düzeltilerek yaşlılarda
sağırlığa kadar giden bu klinik tabloyu tamamen düzeltebilecek.
* İnfeksiyonlar orta kulak kavitesinde sıvı birikimine (pü
birikimi) neden olarak kulaktan akıntı gelmesine ve geçici
işitme kaybına neden olur.Timpanik zar(kulak zarı) da oluşacak
delikler ileti tipi işitme kaybına neden olur.Günümüzde ileti
tipi işitme kayıpları,gerek cerrahi gerek medikal olarak tanıyıp
tedavi edecek tekniklere sahibiz.Fakat senori-nöral yani
sinirsel ileti ve reseptör seviyesindeki kusurlara bağlı işitme
kayıplarında olay dönüşümsüzdür.Sensori-nöral işitme kayıplarına
genetik sebepler,kızamık,kabakulak,menenjit,geniş bölgeler
yayılan viral enfeksiyonlar neden olabilir.
3) İşitme Kaybı Seviyeleri
İşitme testi audiogram denen cihazla yapılır.Elde edilen
sonuçlar işitime değerlendirme skalasında işaretlenir.En yüksek
ses skalada en alta işaretlenir.Frekanslar düşükten yükseğe
doğru soldan sağa işaretlenir.İşitme kaybı desibel birimiyle
ölçülerek genel kategoride erine işaretlenir. İŞİTME KAYBI
YÜZDELİKLE ÖLÇÜLMEZ! İşitme kaybı kategorileri aşağıda
belirtildiği gibidir:
* Normal işitme ( 0-25 dB HL )
* Minimal (mild) İşitme Kaybı (26-40 dB HL )
* Orta Seviyede İşitme Kaybı ( 41-70 dB HL )
* Şiddetli Seviyede İşitme Kaybı (71-90 dB HL )
* En Derin (profound) İşitme Kaybı (91 ve üstü dB HL)
4) İşitme Kaybı Tipleri
Dış kulak ve orta kulak sesin frekansını yükselterek iç kulağa
taşır.Eğer iç yada orta kulakta bir sorun olursa ileti tipi
işitme kusuru olur.Eğer iç kulak yada ses dalgalarını sinirsel
iletiye çeviren kohlea dene yapıda bir patolojik durum olduğunda
sinirsel tip (sensorineural tip) ileti kaybı olur.Düşük bir
olasılıkla orta ve iç kulakta birlikte patoloji saptanabilir bu
mix tip işitme kusurudur. Santral işitme kaybı ise beynin
işitmeyle ilgili merkeziyle kulak arasındaki sorunlardan
kaynaklanır.İşitme kaybı 3 tipte görülür:
I) İleti tipi işitme kaybı
II) Sinirsel Tipte İşitme Kaybı
III) Santral İşitme Kaybı
- İleti Tipi İşitme Kaybı
İleti tipi işitme kaybında ses iç kulağa sağlıklı bir şekilde
ulaşamaz.Ses işitme kanalından, kulak zarından yada orta
kulaktaki iletici küçük kemiklerden tam olarak geçemez.Yalnız
yüksek sesler duyulabilir.
İleti tipi işitme kaybının sebepleri:
* Kulak kiri tıkanıklığı
* Orta kulakta sıvı olması
* Orta kulak iltihabı
* Orta kulak tıkanıklığı
* Kulak zarı yırtılması
* Orta kulaktaki küçük kemiklerde (malleus,incus,stapes)
patolojik bir durum olması
İleti tipi işitme kusuru olan bir kişi kulakları tıkalı gibi
duyar yada hiç duyamaz.Bu kişiler kısık sesle konuşur çünkü
kendi sesleri çok gürültülü gibi işitirler.
İleti tipi işitme kusuru olan kişiler sert şeyler yerken çıkan
sesleri yani çatur çutur seslerden (cruncy foods) rahatsızlık
duyarlar.Kendileri havuç yerken,sakız çiğnerken yada cips yerken
çıkan sesler onlara dışardan gelmiş bir gürültüymüş gibi gelir
ve durarak sesi dinlemeye çalışırlar.İleti tipi işitme kusurları
kulak-burun-boğaz doktorları
- Sinirsel Tipte İşitme Kaybı
Sinirsel işitme kaybı en sık görülen işitme kaybı tipidir.
Kulaklık takanların %90’ından fazlasında sinirsel işitme kaybı
görülür.
Sinirsel işitme kaybının sebepleri :
* Yüksek gürültüye maruz kalma
* Yaşlılığa bağlı dejenerasyon
* İç kulak dolaşım kusuru
* İç kulak sıvı basıncının artışı
* Sinirsel iletideki bozukluklar
Sinirsel işitme kusuru kohlea kaybı ve iç kulak kaybı olarak
nitelendirilebilir.Eski bilgilerimiz ışığında sinirsel işitme
kaybı için hiçbir şey yapılamaz deyebilirken günümüzdeki
bilgiler ve teknoloji sayesinde pek çok tedavi seçeneği
sunulmaktadır.
Massachusetts Üniversitesi’nde yapılan bazın çalışmalarla kohlea transplantasyonları başarıyla yapılmaktadır.
Sinirsel işitme kaybı olan bir kişi istediğini düzgün bir
şekilde anlatabilir, fakat çevresindekilerin ne söylediğini
anlayamaz.Karşı taraf yüksek sesle konuşmalıdır.Bu kişiler
sessiz ortamda yapılan konuşmaları düzgün bir şekilde
duyabilirler ama
-Santral Tipte İşitme Kusuru
Bu işitme kusuru beynin işitme merkezindeki çeşitli
hastalıklardan,travmatik hasarlardan,tümörlerden,doğumsal
malformasyonlardan ve sebebi bilinmeyen nedenlerden
kaynaklanır.Bu patolojik durumun oluşması için yüksek ses ve
gürültü gerekli değil.Kişide konuşma ve anlama yeteneğinde
kusuru vardır.Kişi düzgün akıcı konuşamaz.
ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ
Özel öğrenme güçlüğü, bir çocuğun zekâsı normal ya da normalin
üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade
etme, okuma-yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve
zekâsına oranla düşük başarı göstermesidir.
Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar. Eğitim
süreci içinde edinilemez. Yaşam boyu süren bir bozukluktur. Dil
gelişimi ve kullanımı, konuşma, okuma-yazma, matematik
becerilerini etkileyen bir sorun olduğu için, bireyin eğitimini,
mesleğini, sosyal ilişkilerini, günlük aktivitelerini, benlik
saygısını etkiler.
Özel öğrenme bozuklukları:
• Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinden
bir veya bir kaçında aksama olmasıyla ortaya çıkar.
• Her çocuğun iyi olduğu ya da zorlandığı alanlar vardır.
• Her çocuk kendine özgüdür.
• Görme işitme sorununa bağlı değildir.
Sıklığı
Farklı tanı ölçütleri nedeniyle çeşitli ülkelerde bildirilen
oranlar çok farklıdır (% 1-30). Erkeklerde daha sık
görülmektedir. Literatürde Çin % 1, Venezüella % 3,3 olarak
belirtilmektedir.
Nedenleri
Kesin olarak nedeni bilinmemekle birlikte; olası nedenler:
1- Genetik Etmenler
Bazı araştırmalara göre öğrenme yetersizliği olan çocukların %
25-60'nda sorunun genetik olduğu bildirilmiştir. Özel öğrenme
güçlüğü olan çocukların anne babalarında benzer sorunlar olma
olasılığı normal popülâsyondan 5-12 kat fazla, ikizlerde özel
öğrenme güçlüğü olma ihtimali yüksek (bir çocukta varsa
diğerinde olma olasılığı yüksek) kardeşlerde benzer sorunların
olma olasılığı yüksektir.
2- Beyin Hasarı
Hafif düzeyde hasarın öğrenme bozukluğuna, gelişimsel sapmaya,
hiperaktiviteye neden olabileceği ileri sürülmektedir.
3- Nörolojik Fonksiyonlarda Bozukluk
a) Girdi: Gelen bilgilerin duyu organlarıyla beyine girmesi,
algılanmasıdır. Bu aşamada bozukluktaki kişi harfleri ters
algılayabilir. Örneğin: b'yi d, 6'yı 9, u'yu n gibi ya da 'çok'
yerine 'koç', 'ev' yerine 've', seslerde f-v, b-m karıştırma,
sağ-sol karıştırma gibi.
b) İşlem: Gelen bilginin kaydedilip, organize edilmesi,
anlaşılması, yorumlanmasıdır. Bu alanda sorun olması günlerin,
ayların, alfabedeki harflerin yerlerinin karıştırılması gibi
sorunlar yaşanabilir.
c) Bellek: Anlaşılan bilgilerin tekrar kullanılmak üzere
depolanmasıdır. Öğrenme bozukluklarında daha çok kısa süreli
bellek sorunları görülür.
d) Çıkış: Beynin bilgiyi vücuda göndermesi, öğrenmedir.
Bozukluğu olan çocuk kendini ifade ederken, okurken, yazı
yazarken, ip atlarken güçlükler yaşar.
Belirtileri
Okul Öncesi Dönem Belirtileri:
• Dil gelişiminde gecikmeler, konuşma bozukluğu (yanlış
telaffuz, kelime dağarcığının yavaş gelişmesi… vb.)
• Zayıf algısal- bilişsel yetenekler
• Zayıf kavram gelişimi
• Yetersiz motor gelişim (öz bakım becerilerinde güçlük,
sakarlık, çizim becerilerinde sorun)
• Bellek ve dikkat problemi (sayıları, alfabeyi, haftanın
günlerini öğrenmede güçlük)
Okul Dönemine İlişkin Belirtiler:
Akademik başarı, okul başarısı yaşıtlarına ve zekâsına oranla
düşüktür. Bazı derslerde başarısı normal ya da normalüstü iken
bazı derslerde düşüktür.
Okuma becerisi, okuma hız ve niteliği açısından yaşıtlarından
geridir. Harf-ses uyumu gelişmemiştir. Bazı harfleri seslerini
öğrenemez harfin şekli ile sesini birleştiremez.
Yazma Becerisi, yaşıtlarına oranla el yazısı okunaksız ve
çirkindir, sınıf düzeyine göre yazı yazması yavaştır, yazarken
bazı harf ve sayıları, kelimeleri ters yazar, karıştırır b-d,
m-n, ı-i, 2-5, d-t, ğ-g, g-y, ve-ev gibi, yazarken bazı
harfleri, heceleri atlar ya da harf/hece ekler, sınıf düzeyine
göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar. Küçük- büyük harf,
noktalama, hece bölme hataları, yazarken kelimeler arasına hiç
boşluk bırakmaz ya da bir kelimeyi iki-üç parçaya bölerek yazar.
Örneğin (Ka lem), (ya pa bil mek) gibi.
Aritmetik Beceriler, aritmetikte zorlanır, dört işlemi yaparken
yavaştır, parmak sayar, yanlış yapar, problemi çözüme götürecek
işleme karar veremez, sayı kavramını anlamakta güçlük çeker,
bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanır, karıştırır, sınıf
düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geridir.
Çalışma Alışkanlığı, ev ödevlerini almaz, eksik alır, ev
ödevlerini yaparken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken yavaş
ve verimsizdir, ders çalışırken sık sık ara verir, çabuk
sıkılır.
Organize Olma Becerisi, odası, çantası, eşyaları ve giysileri
dağınıktır. Defter ve kitaplarını kötü kullanır ve yırtar,
yazarken gereksiz satır atlar, boşluk bırakır, sayfanın belirli
bir kısmını kullanmaz, zamanını ayarlamakta güçlük çeker,
düşüncelerini organize edemez.
Oryantasyon (yönetim) becerileri, sağ- sol karıştırır, yönünü
bulmakta zorlanır, doğu-batı, kuzey-güney kavramlarını
karıştırır. Alt-üst, ön-arka kavramlarını karıştırır, zamana
ilişkin kavramları (dün-bugün önce-sonra gibi) karıştırır. Gün
ay, yıl, mevsim kavramlarını karıştırır. Saati öğrenmekte
zorlanır.
Sıraya koyma becerisi, haftanın günlerini, ayları, mevsimleri
doğru saysa bile aradan sorulduğunda (*****adan önce hangi gün
gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü
hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker, ya da yanlış
yanıtlar.
Sözel ifade becerisi, duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade
etmekte zorlanır. Serbest konuşurken düzgün cümleler kuramaz,
heyecanlanır, takılır, şaşırır, sınıfta sözel katılımı azdır,
bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemez.
Motor Beceriler, Top yakalama, ip atlama gibi hareket ve
oyunlarda yaşıtlarına oranla başarısızdır. Sakardır, düşer,
yaralanır, istemeden bir şeyler kırar. Çatal-kaşık kullanmakta,
ayakkabı-kravat bağlamakta zorlanır, ince motor becerilere
dayalı işlerde (düğme ilikleme, makas kullanma, boncuk dizme
gibi) zorluk çeker.
Öğrenme Bozukluğu Olan Çocukların En Sık Görülen Özellikleri
• Zekâ düzeyi
• Aktivite düzeyi
• Dikkat sorunları
• Koordinasyon sorunu
• Görsel algı sorunları
• Görsel figür-zemin ayırt etmede güçlük çekerler.
• İşitsel algı sorunları (işitsel figür- zemin ayırt etme
zorluğu vardır. TV izlerken kapı zilini duymamak gibi.)
• İşitsel hafızaları zayıftır.
• Dil problemleri
• Organizasyon bozukluğu
• Oryantasyon sorunları
• Zaman sorunu
• Sosyal-duygusal davranış sorunları
• Akademik beceri bozuklukları
Öğrenme bozukluğu olan çocuk ve gençler bu özelliklerin tümünü
taşımayabilirler. Her biri farklı sayıda, farklı yoğunlukta bu
belirtileri gösterirler.
DAVRANIŞ PROBLEMLERİ
1- Yaşa Uygunluk: Hergelişim döneminin kendine özgü davranışları
vardır. Bu nedenle çocuğun içindebulunduğu gelişim döneminin
özelliklerini iyi bilmek gerekir. Örn; 2 yaş çocuğunegativist,
hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud un anal, Erikson
unözerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda
çocuk, özerk birbirey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince
altının değiştirilmesini istemez,öpülmeyi reddeder
2- Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarakkabul edilmesindeki 2.
ölçüt yoğunluktur. Örn; 5 yaş çocuğunda öfke vehuysuzluk
doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline
dönüşürse,davranış bozukluğu kategorisine girer.
3- Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranıştürünü ısrarlı bir
biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.
4- Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha
saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklerebenzer
saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan
davranışkategorisine girer.
GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
- Dikkat Çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde
yada yeterli zamanayrılmadığında dikkat çekmek için davranış
bozukluklarına yönelir.
- Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:
- İntikam Alma İsteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen
çocuk ana-babasından intikam almakister.aşırı otoriter ve
baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke venefret
duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir
bireyinoluşmasına neden olur.
- Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olmasıdavranış
bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu,
hoşgörülütutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla
kontrol anlamına gelir.Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı
bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusalolarak çabuk kırılan
bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesineolanak
vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.
DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?
1- Karşılıklı Saygı: Azarlamak, bağırmak,
vurmak,susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın
göstergesidir. Her ana-babaçocuklarına saygı göstermeyi
öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak elealınıp,
fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.
2- Çocuğa Zaman Ayırmak: Çocuklailgilenmek, zaman ayırmak
gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil,nitelik olarak
önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.
3- Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesiniistiyorsa önce
anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli
veyüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli
algılayabilmesi içinçok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu
gibi kabul edip, kendi olduğuiçin değer vermedir.
4- Sevgiyi Anlatmak:Çocuğun kendini güvenlihissedebilmesi için,
en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.
SALDIRGANLIK
Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun
güvenlik,mutluluk yada başka bir gereksiniminin şekil
değiştirerekbaşka bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Saldırganlığı
kişisel bir yaralanmanın birbaşka şekilde sonuçlanması olarak
tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucundaçocuğun akranlarına
vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi,tükürmesi ve
zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözelsaldırılarda
bulunmasıdır.
Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk
sinirli,anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir.
İlişkileri gergin vesürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya
hazırdır. Durmadan kuralları çiğner veceza görür. Bu çocuklar
cezadan etkilenmez yada kısa süreli etkilenmişgibi görünürler.
Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileriölçüsüz
ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini
haklıçıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun
yaratırlar veyetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler.
Genellikle erkek çocuklar dahasaldırgandırlar.
SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ
1- Saldırgan davranışların ebeveynlertarafından
ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun
saldırganlığınıonaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver.
Biri daha çok dayak yerse,annesinin çocuğunun kendisini
savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)
2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza,anlayışsızlık ve yetersiz
sevgi görmesi
3- Babanın uzun süreli yokluğunda, anneninsürekli çocuğun
etrafında olmasıyla ortaya çıkan ortam
4- TV. Ve kitle iletişimim araçlarınınolumsuz etkisi(Kurtlar
Vadisi örneği ver.)
5- Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu,çocukla aralarındaki
iletişimin iyi olmaması
6- Çocuğun ana-babasından dayak yemesi
7- Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesigibi fizyolojik
sorunlar
SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?
1- Her şeyden önce ana-baba çocuğasaldırganlık modeli
olmamalıdır. (Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşinidövüyor.
Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor.
Yadahayvanlara eziyet ediyor.) Çünkü dayak herkes için olumsuz
duygular yaratır.
2- Çok fazla saldırgan davranışlara toleransgösterilmemelidir.
Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerinegetiriliyorsa,
çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Buyolla
istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan
davranışlarödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen
bir davranış olduğu hemengösterilmelidir.
3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayaklacezalandırılmamalıdır.
Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fizikselcezalar uzun
süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz
davranışlargelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında,
yetişkinler sakin davranmalı,anormal duygusal tepkiler yerine
ben dilini kullanmalıdır. (Böyle davrandığıniçin üzüldüm) Dayak
saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman,onun
hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca
duygulargeliştirir.
4- Çocuk gergin ve sinirliyken onunlatartışmamalı,
sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile
ilgilikonuşulmalıdır.
5- Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitlisorumluluklar
verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri
başlatıp,bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu
yaşamalıdır.
6- Çocuğa bu davranışın dezavantajlarıgösterilmelidir.Saldırgan
davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini,istediği Şeyleri
kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
7- Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba vediğer yetişkinler
çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışıgörmezlikten
gelmelidir. Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel
olaraködüllendirilmelidir. Örn:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan
oynadığında budavranışını sözel olarak ödüllendirme vb.
8- Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme,bu çocuğun gerilimini
azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.
9- Saldırgan davranış diğer çocuklarıngüvenliğini ciddi bir
Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamakgerekir.
10- Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukçadürtüsel davranıyorsa ve
onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa
başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler
söylemesiöğretilebilir. Örn: 10 a kadar say ve ona vurma gibi.
11- Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıyagetirilmemelidir.TV
deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer
kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte
seyrederekşiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu şiddet
filmlerinin gerçekyaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa
anlatılabilir.
12- Kızgınlıktan kurtulmak için alternatiflerbulunabilir.
Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme,
boyamaçocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı
sağlayabilir. Ayrıcafutbol, basketbol gibi sporlar kabul gören
çıkış yollarıdır.
13- Her yaş ve dönemdeçocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine
getirilmelidir.
14- Bu çocukların özellikle baba ile daha çokbirlikte olması
sağlanmalıdır.
15- Anne-babalar bu çocuklarla iletişimkurarken ben dilini
kullanmalıdır. Örn: Böyle kavga ettiğin zaman rahatsızoluyorum,
üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını
davranışanında dile getirmelidir.
ÇALMA
Çalma, kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarakalıp
ona sahip olmasıdır. Çalma davranışı çocuğun içinde bulunduğu
gelişimdönemine göre farklı yorumlanmaktadır.
Örn; 2 yaşındaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği
için, herşeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim, onun
kavramlarını ayırtedemez. Çocuk zamanla kendisinin olanla
olmayanı ayırt etmeye başlar, amabencil tutumu uzun süre devam
eder. 3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin
alınmayacağınıbilir, ama karşı koyamaz. İlkokulun 1.-2.
sınıflarında çocukların birbirlerininrenkli kalem, silgi vb.
eşyalarında gözü kalır. Bu yaşlardaki çocuklarındiğerlerinin
eşyalarını alma davranışları çalma olarak kabul edilmez.
Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlayan çalmalarüzerinde
önemle durmak gerekir. 10 yaşından sonra sürekli olarak devam
ederse bu, çocukta ciddi bir duygusal bozukluğun göstergesidir
ve profesyonelyardım almak gerekir.
NEDENLERİ
1- Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi: Çocuğun temel
ihtiyaçlarının karşılanmaması
2- Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk: Böylece çalma
sembolik olarak ana-babanın sevgi, ilgi eksikliğininyerini
tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir.
Bazenana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle
çalma davranışıgösteren çocukların, alkolik veya suçlu
ana-babalar tarafındanyetiştirildiği ve ihmal edildiği
belirlenmiştir.
3- Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması:
4- İntikam alma isteği: Örn; başarılı bir çocukla kıyaslanan
birçocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk
otoriter ana-babayada öğretmenden intikam almak için de
çalabilir.
5- Ana-babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinç altı haz
alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.
6-Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir:
Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir.Amaç çalmak
değil,başkalarını yaranmaktır.
7-Özgüvenini artırmak için: Bazı çocuklarkendi güçlerini,
erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.
8-Çocuğun anne-baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir:
9-Depresyon, yeni doğan kardeşe duyulankıskançlık veya öfkenin
çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir. Örn;eşine kızan
bir annenin çocuğa bağırması vb.
NASIL ÖNLENİR?
1- Değerleri Öğretmek: Çocuğa dürüstlükve başkalarının mülküne
önem verme öğretilmelidir. Anne-baba bu konuda çocuğaörnek
olmalıdır.
2- Örnek Oluşturma: Önce anne-baba çocuğa örnekolmalıdır.
Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri
götürülmeli,diğer insanlar kandırılmamalıdır.
3- İletişimi Güçlendirmek:Eğer evde çocukyakın ilişkiden
yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri
arasındakiilişki güçlendirilmelidir.
4- Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir. Çocuğun
gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık
mutlakaverilmelidir.Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar
alabileceğini bilmelidir.
5- Mülkiyet hakları: Çocuğa ihtiyacı olduğunda ,kendisine ait
olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl
gerivereceği öğretilmelidir.
6- Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalarbırakılmamalıdır.
7- Çocuğun kendisine ait eşyalarıolmalıdır.Çocuğun en azından
bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba çocuğuneşyalarını kullanacağı
zaman ondan izin almalıdır.
ANA - BABA TUTUMLARI
Çocuklarda görülen davranış bozuklukları arasındaana-babaları en
çok endişelendiren çalmadır. Çünkü, bu davranışı tipik
suçludavranışı olarak görürler ve korku duyarlar. Ana-babalar
genellikle şutepkileri gösterirler.
- Çocuğu cezalandırma, dayak
- Polisle korkutma
- Çözüme yönelik bir şey yapmama.
NASIL DAVRANILIR?
1- Aşırı tepki göstermemek gerekir.Kesinlikle fiziksel ceza
verilmemelidir. Ana-baba bağırıp çağırmadan, olayıonaylamadığını
göstermelidir,
2- Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir. Çocuğun sadece o
andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.
3- Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır. Çocuk
aldığı eşyayı kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Eğer
eşyakırılmış yada bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun
harçlığındanödetilmelidir. Çocuğun harçlığı tamamen
kesilmemelidir.
4- Çocukla konuşarak, sorun çözme yöntemi denenebilir.Çocuktan
bu durumu net bir Şekilde tanımlaması istenir.Ör;"eşyayı alırken
aklından neler geçiyordu?" Diye sorabilirsiniz.
5- Çocuğunuzun hatalı davranışı iş yaparak ödemesini
sağlayın."Ali arkadaşının kalemini almana çok üzüldüm. Kuralı
biliyorsun.Yalnızca sana ait eşyalara sahip olabilirsin. Şimdi
arkadaşına kalemini gerivereceksin. Kuralı bozduğun için bazı
işler yapmanı istiyorum. Balkonuyıkayacaksın" Eğer çocuk yapmak
istemezse o zaman sinirlenmeden"ya söylediklerimi yaparsın ya da
istediklerini yapma hakkını kaybedersin"diyebilirsiniz.
6- Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir."Benim
cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok
gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur
duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin
kendinle gurur duyman." Şeklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri
vermesini sağlayabilir.
YALAN
Günlük yaşamımızda hemen hemen hepimiz yalana başvururuz.Örn;
arkadaşımıza "bugün seninle olmayı canım istemiyor" yerine,"işim
var" deriz. Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız.
Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Genellikle kendi
yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanı büyük yalan
olarak görürüz.
Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar,gerçek
yalanlardır. Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin
yalanlarınınyanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları
aldatma amacı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için,
gördüklerini çarpıtarak anlatır veuydurur. Kimi ana-baba çocuğun
olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Bunları
dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5yaş
çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler
anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt
edemezler.
1- Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği
iyideğerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları
yalan olarak görür.
2- Taklit Yalanlar: Çocuklar ana-babayı örnek alır.Ana-babanın
yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Örn; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan
söylemesine zeminhazırlar.
3- Sosyal Yalanlar: Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere
gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, "hastayım" deriz.
4- Savunma Yalanları: Çocuk kendini korumak için yalan
söyler.Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki
gösteriliyorsa,mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana
başvurabilir. Çocuk doğru söylediğinde " yalan söylüyorsun" diye
suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelmesine
neden olur.
5- Yüceltilmiş Yalanlar:başkalarının hayranlığını kazanmak için
söylenen yalanlardır.
Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler.
Örn;babasız bir çocuğun "babam var" demesi gibi. Normal
yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır. "Annem
öldü"diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı
için böyle söylemektedir.
NASIL ÖNLENİR?
1- Yetişkinler örnek olmalıdır.Eğer anne-baba başkalarına yalan
söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç
olacaktır.Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir
dille doğruyu söylemek gerekir.
2- Aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü olmalı
ve cezadan kaçınmalıdır.aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin
öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol
açar.
3- Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklememelidir.
4- Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun
yaşamını fazla sınırlamamalıyız.
5- Çocuğu yetişkinler araç olarak kullanmamalıdır.Örn; anne yada
babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin "bu yaptığımızı baban
duymasın" demesi.
6- Gizli polis gibi çocuğu sorgulamamalı:Ör; "Doğru söylersen
ceza vermeyeceğim" dedikten sonra,çocuk doğruyu
söyleyince "biliyordum" diyerek tepki vermek yada dayak,çocukta
yalanı pekiştirir.Çünkü çocuk doğruyu söyleyince
olumsuzlukla karşılaşmaktadır.
7- Çocuğun diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.
8- Ana-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk
istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle
konuşabilmelidir.Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin
bulmasına yardımcı olmak gerekir.
9- Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir."Yalancı"
| |